Facebook Takip edebilirsiniz

9 Kasım 2012 Cuma

Şirketi zarara uğratan kurucu, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları arasındaki sorumluluklar nasıldır?

 


Şirketi zarara uğratan kurucu, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları arasındaki sorumluluklar nasıldır?




Şirketi zarara uğratan kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının sorumluluklarını 5 Kasım tarihli yazımızda ele almış ve bunlar arasındaki sorumluluğun nasıl olacağını ise önümüzdeki yazılarımızda ele alacağımızı belirtmiştik. Bugünkü yazımızın konusunu, şirketi zarara uğratan kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının aralarındaki sorumlulukların nasıl olacağı konusu oluşturacaktır.


Yeni TTK'nın 557'nci maddesi şirketi zarara uğratanlar arasındaki sorumluluk hallerini düzenlemektedir. Söz konusu maddenin birinci fıkrası hükmüne göre;



“Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.”



Bu düzenleme ne anlama gelmektedir?


Müteselsil sorumluluk, birden çok kişinin birlikte verdikleri zarardan zarar görene karşı birlikte sorumlu olmaları anlamına gelmektedir. Müteselsil sorumluluk ağırlaştırılmış sorumluluk demek değildir. Yani, müteselsil sorumlulukta, sorumluların tek başlarına sorumlu tutulsalardı bağlı olacakları sorumluluktan daha ağır şartlar içeren bir sorumlulukla karşı karşıya kalmaları söz konusu değildir.


557'nci madde düzenlemesi anlamında müteselsil sorumluluktan kasıt, mevcut zararın birlikte verilen zarar olup olmadığının dikkate alınacak olmasıdır. Aksi türlü her türlü zararda müteselsil sorumluluk uygulanamayacaktır. Borçlar Kanununun 51' inci (Eski BK 43) maddesinde düzenlendiği üzere, hakim, tazminatın türünü ve kapsamını durumun gereğine ve kusurun ağırlığına göre belirleyecektir.



Madde metninde birlikte verilen zarardan söz edilmektedir. Bunun anlamı, birlikte verilen zarar dışındaki sorumluların tek başlarına verdikleri zararlardan sadece zararı verenlerin sorumlu tutulacağıdır. Örneğin, bir anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin birlikte değil de tek başlarına verdikleri zarardan, müteselsilen değil, tek başlarına sorumlu olmaları gerekecektir. Zarardan sorumlu olmayan kişinin sorumlu tutulması müteselsil sorumluluk uygulamasına da aykırı olacaktır.



Müteselsil sorumluluk hallerinde öncelikle, sorumluların tek başlarına ve birlikte verdikleri zararlar birbirinden ayrılmalıdır. Zararın bir kısmı müteselsil sorumlular tarafından birlikte verilebileceği gibi, bir kısmı da, tazminat ödeyecek olanlardan bazılarının, kişisel eylem ve kararlarından kaynaklanmış olabilir.



Örneğin, 5 kişilik yönetim kurulu üyesi olan bir anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinden kaynaklanan zararı toplamı 500.000.-TL olsun. Bu tutarın 250.000.-TL'si beş kişinin ortak verdiği zarardan kaynaklansın ve 150.000.-TL'si bir yönetim kurulu üyesinin hatasından, 50.000.-TL'si diğer bir yönetim kurulunun hatasından ve diğer 50.000.-TL'si de farklı bir yönetim kurulunun hatasından kaynaklansın. Bu durumda, 250.000.-TL'den beş yönetim kurulu üyesi müteselsilen sorumlu olacak ve diğer tutarlar ise zararı veren yönetim kurulu üyelerinden ayrı ayrı istenecektir.


Dolaysıyla mahkemenin “aynı zarar” ve “tek başına verilen zarar” ayrımı yapması gerekecektir. Gerek aynı zarar, gerek tek başına verilen zarar belirlenirken mahkeme Borçlar Kanununun 51 ve 52'nci maddelerini de (Eski BK 43 ve 44'üncü maddeleri) şartlar varsa dikkate alacaktır. Nitekim, 557'nci maddenin birinci fıkrasında bu durum, “bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre” şeklinde hükme bağlanmıştır.


557'nci maddenin ikinci fıkrasına göre, davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir.



Bu düzenlemenin anlamı, zarara uğrayanın yukarıda ifade ettiğimiz ayrıştırmayı, yani farklılaştırılmış teselsül hesabını bizzat yapıp buna göre dava açması zorunluluğundan kurtarmaktır. Böylelikle yukarıda belirttiğimiz ayrıştırmayı hakim yapacaktır.


557'nci maddenin üçüncü fıkra düzenlemesi ise, “birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenir” şeklindedir.


Bu düzenleme ile Borçlar Kanunundaki müteselsil sorumluluk uygulamasına paralel bir düzenleme yapılmıştır. Böylece, ödemede bulunan sorumlulardan biri bağımsız bir rücu (diğer sorumludan onun adına ödediği parayı istemesi) davası açabilecektir.


Uygulamada sorumluluk davası açılırken, çeşitli sebeplerle bazı sorumluların (örneğin anonim şirketlerde bazı yönetim kurulu üyelerinin) dava dışı bırakılarak kayrıldıklarına rastlanılmaktadır. Bu sınırlamalarda, hakim pay sahibinin kendi temsilcisini kayırmak veya davacıları belirleyen resmi makamın bazı kişileri korumak istemesi veya başka sebepler ve hesaplar rol oynamaktadır. Bu nedenle üçüncü fıkrada, rucü davasının sorumluluk davasının davalılarına değil, müteselsil sorumlular aleyhine açılabileceği öngörülmüştür.



Dolayısıyla, hakim, rücu davasında rücuu tüm sorumlular yönünden durumun gereklerini dikkate alarak belirleyecek, kusurun ağırlığını ve Borçlar Kanunu 51 ve 52'nci maddelerini dikkate alacaktır.


Şirketi zarara uğratan kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının aralarındaki sorumlulukların nasıl olacağı bu yazımızda ele alınmıştır. Bu düzenleme yeni bir düzenlemedir ve sorumlulukların sınırlarının çizilmesinde önemli ve gereklidir.

Ekrem Öncü
ekrem.oncu@dkrdenetim.com





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog Arşivi