Facebook Takip edebilirsiniz

15 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni Gelir İdaresi Özelgeleri

Yeni Gelir İdaresi Özelgeleri







Vergi uygulamalarıyla ilgili olarak son dönemde verilen bazı özelgeler.

 


Vergi Usul Kanunu’nun 413. maddesi çerçevesinde, vergi durumları ve vergi uygulanması bakımından tereddüt edilen konular hakkında Gelir İdaresinden açıklama (özelge) istenebilmektedir.

Özelge talepleri için başvurular, Vergi Dairesi Başkanlığı bulunan illerde bu birimlere, bulunmayan illerde ise Defterdarlıklara yapılmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı merkezine doğrudan başvurma olanağı yoktur.

Özelge başvuruları, özelge talep formu ile yapılabilmekte, başvurulan birimler tarafından hazırlanan özelge taslağı GİB merkezine onay için gönderilmekte, onay süreci Özelge Komisyonu onayı ile sonuçlanmaktadır. Özelge Komisyonunca onaylanan özelgeler, otomasyon sistemi üzerinden yetkili birimlere aktarılmakta ve yetkili birimce imzalanarak özelge talep eden mükellefe gönderilmektedir.

Onaylanan özelgeler Gelir İdaresinin bütün yetkili birimlerinin görebildikleri bir havuza atılmakta ve özelge havuzunda örneği oluşan özelgeler için merkeze tekrar onaya gönderilmemektedir.

Gelir İdaresince verilen özelgelerden özelliği olması nedeniyle seçilmiş olan bir kısmı zaman zaman Vergi Bültenlerine konu edilmektedir.

Son zamanlarda verilen özelgelerden önemli bazılarının özeti aşağıda yer almaktadır.

1. Kurumlar Vergisi Kanunu

Şirketin aktifinde kayıtlı taşınmazın bedelsiz olarak kamulaştırılmasında istisna uygulaması

(10.10.2012 tarih ve 162 sayılı özelge)

Şirket aktifinde kayıtlı bulunan arsaların Kıyı Kanunu gereğince kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısımları Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğundan ve özel mülkiyete konu edilemeyeceğinden, mahkemece hükmolunan tazminatın kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmekte olup anılan istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

İlçe Emniyet Müdürlüğü ile imzalanacak protokol gereği mülkiyeti hazineye ait arsa üzerinde bağış olarak inşa edilecek karakol binasına ilişkin yapılacak harcamaların kurum kazancından indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

(10.10.2012 tarih ve 162 sayılı özelge)

İlçe Emniyet Müdürlüğü ile imzalanacak protokol gereğince mülkiyeti hazineye ait olan arsa üzerinde karakol binası inşasına ilişkin olarak yapılan harcamaların, kurum kazancının % 5’ine kadar olan kısmı, kurumlar vergisi beyannamesinde ayrıca gösterilmek şartıyla, harcamanın yapıldığı yıla ilişkin kurum kazancınızdan indirim konusu yapılabilir.

Yurtdışından alınan reklam ve danışmanlık hizmetleri için düzenlenen fatura bedelleri üzerinden kurumlar vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı

(10.09.2012 tarih ve 909 sayılı özelge)

İhraç kayıtlı satış yapılan ülkelerde verilen televizyon ve radyo reklamları dolayısıyla alınan hizmetler ticari faaliyet kapsamındadır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesinde sayılan tevkifata tabi ödemeler arasında dar mükellefiyete tabi kurumlara ticari faaliyet kapsamında yapılan ödemeler yer almadığından, yurt dışında mukim firmalara televizyon ve radyo reklamları için yapılan ödemeler üzerinden vergi tevkifatı yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, yurtdışında mukim yabancı firmalardan pazar araştırması ve benzeri konularda danışmanlık hizmeti alınması dolayısıyla söz konusu firmalarca verilen hizmetlerin Gelir Vergisi Kanunu’nun 65. maddesi çerçevesinde serbest meslek kazancı niteliğinde değerlendirilmesi ve bu hizmet karşılığında ilgili firmalara yapılan ödemeler üzerinden Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca % 20 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Türkiye’de yapılacak reklam çekimi için yurt dışındaki ajansa yapılacak ödemelerden tevkifat yapılıp yapılmayacağı.

(16.08.2012 tarih ve 2602 sayılı özelge)

ABD’de kurulu ajans tarafından, ABD Tenis Federasyonuna bağlı sporcuya Türkiye’de yapılacak reklam çekimi için doğrudan veya dolaylı yapılan ödemeleri vergileme hakkı, iki ülke arasındaki Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının 17. maddesinin ikinci fıkra hükümleri kapsamında Türkiye’ye aittir. Bu durumda yapılan ödemeler üzerinden Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30. maddesi birinci fıkrasının (b) bendi gereğince % 20 oranında tevkifat yapılması gerekmektedir.

ABD’den gelen sporcunun faaliyetlerine ilişkin gelirleri üzerinden Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının 17. maddesi uyarınca Türkiye’de ödenen vergiler, söz konusu Anlaşmanın "Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi" başlıklı 23. maddesi çerçevesinde ABD’de bu gelire ilişkin hesaplanacak vergiden mahsup edilebilecektir.

İspanyada mukim şirkete ödenecek kar payının vergilendirilmesi

(17.08.2012 tarih ve 193 sayılı özelge)

İspanya mukimi şirketin Türkiye’de tam mükellef statüsünde olan şirkete %25.01 hisse ile iştirak ettiği anlaşılmakta olup söz konusu şirkete dağıtılacak kar payı üzerinden Türkiye’de % 5 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Ancak, % 5’lik tevkifat oranının uygulanması anlaşmanın 10 uncu maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen koşulların gerçekleşmesine bağlanmış olup, Türkiye’de elde edilen kazancın istisna edildiği durumlarda dağıtılacak kar payı üzerinden % 5 oranında tevkifat yapılması mümkün olamayacaktır. Bu durumda, Türkiye’de istisna edilen kazançlara karşılık gelen tutar dağıtıma konu olduğunda bu tutar % 15 oranında vergi tevkifatına tabi tutulacaktır.

Anlaşmanın 10. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (i) alt bendi kapsamında, elde edilen kar payı üzerinden Türkiye’de % 5 oranında vergi tevkifatına tabi tutulmak suretiyle ödenen vergi, bu kazançların bir mali yıl içinde Türkiye’de kurumlar vergisinden istisna edilmemiş olması şartıyla 22. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi hükmü kapsamında İspanya’da vergiden istisna edilebilecektir.

Türkiye’de vergiden istisna edilmiş kazançlar üzerinden anlaşmanın 10. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (ii) alt bendi kapsamında yapılacak % 15 oranındaki vergi tevkifatı nedeniyle Türkiye’de ödenmiş olan verginin ise İspanya’da, anlaşmanın 22. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ( i) alt bendi kapsamında mahsup edilmesi gerekmektedir.

Anlaşmaya ekli Protokolün 8. maddesiyle ise anlaşmanın 22. maddesine ilave olarak 22. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen istisnanın, gelir ödemesine ilişkin hisse veya diğer hakların, bu kişiler tarafından esas olarak bu madde hükmünün avantajlarından yararlanmak amacıyla yaratılması veya oluşturulması halinde uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda 10. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinin (ii) alt bendi veya dördüncü fıkrasının (a) bendinin (ii) alt bentlerinin uygulanacaktır.

İç mevzuata göre değişiklik getirilen durumlarda anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için İspanya mukimi teşebbüsün İspanya’da tam mükellef olduğunu ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğini İspanya yetkili makamlarından alınacak bir belge ile (mukimlik belgesi) kanıtlanması ve bu belgenin aslını, Türkçe tercümesinin noterce veya İspanya’daki Türk konsolosluklarınca tasdikli bir örneği ile birlikte ilgili vergi dairesine veya kendilerine yapılan ödeme üzerinden vergi sorumlularınca vergi tevkifatı yapılması durumunda ise vergi sorumlularına ibraz etmesi gerekmektedir

2. Katma Değer Vergisi Kanunu

Uluslararası Taşımacılıkta KDV İadesi

(01.10.2012 tarih ve 22 sayılı özelge)

Faaliyetleri kısmen veya tamamen iade hakkı doğuran işlemlerden oluşan mükelleflere, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin iktisabında yüklendikleri KDV’nin iadesi mümkün olup, bir vergilendirme döneminde bu kapsamda iade edilecek verginin üst sınırını da, o dönemdeki iade hakkı doğuran işlemlere ait bedele genel vergi oranı uygulanmak suretiyle bulunacak miktar oluşturmaktadır.

Bu çerçevede, KDV Kanunu’nun 14 ve 32. maddeleri gereğince uluslararası taşımacılık faaliyetinden doğan iade miktarı, genel gider ve ATİK’lere ait KDV’den verilecek pay da dahil olmak üzere, ilgili dönemdeki toplam uluslararası taşımacılık hasılatının % 18’ini aşamayacaktır.

Standart dışı külçe altın ve dore barların ithalinin KDV’den istisna olup olmadığı

(31.10.2012 tarih ve 2950 sayılı özelge)

2011/2382 sayılı Kararla Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararda değişiklik yapılarak;

- Kıymetli madenlerin her tür ve şekilde altın, gümüş, platin ve paladyumu,

- Standart işlenmemiş altının en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri Hazine Müsteşarlığınca belirlenen barlar veya külçeler halindeki altını,

- Standart dışı işlenmemiş altının ise 995/1000 den düşük (995/1000 saflık hariç) saflıkta külçe, bar, dore bar, granül, toz veya hurda şeklindeki altını,

ifade ettiği belirlenmiştir.

Yapılan değişiklik sonrasında işlenmemiş kıymetli maden kapsamının genişletilerek "külçe, bar, dore bar, granül, toz, hurda" ifadelerinin bu kapsama dahil edildiği ve söz konusu ifadelerin saflık derecesinden ziyade kıymetli madenlerin şekliyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre, ithal edilen standart dışı külçe altın ve dore barlar KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesi kapsamında KDV’den istisnadır.

Yurtdışından alınan reklam ve danışmanlık hizmetleri için düzenlenen fatura bedelleri üzerinden katma değer vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı

(10.09.2012 tarih ve 909 sayılı özelge)

Gerçekleştirilen ihracat ve ihraç kayıtlı satışlarla ilgili olarak, satış yapılan ülkelerde verilen televizyon ve radyo reklamları ile yine aynı ülkeler için yurt dışında yaptırılan pazar araştırması ve benzer konularda alınan danışmanlık hizmetleri; hizmetin yurt dışında ifa ediliyor olması ve hizmetten, yurt dışında tüketilecek ihraç malına yönelik yurt dışı talebi arttırmak suretiyle, yine yurt dışında faydalanılacak olması nedeniyle katma değer vergisine tabi bulunmamaktadır.

Konutlarda net kullanım alanı

(07.09.2012 tarih ve 92 sayılı özelge)

Yapılan konutlarda yer alan Fransız balkonun istisna olan (2 m2)’si düşüldükten sonra kalan kısmının faydalı alan kapsamında meskenin net kullanım alanına dahil edilmesi gerekmektedir.

Yangın merdiveni ve bu merdivene meskenlerden ulaşılmayı sağlayan yangın kaçış koridoru, faydalı alan dışında olduğundan net kullanım alanında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Takvim yılı geçtikten sonra gelen faturada yer alan katma değer vergisinin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

(13.08.2012 tarih ve 827 sayılı özelge)

2010 yılında ifa edilen bir hizmete ilişkin olarak düzenlenen, ancak bedel üzerindeki anlaşmazlık sebebiyle kayıtlara alınmayan 2010 tarihli faturadaki KDV’nin, 2011 ve takip eden yıllarda indirim konusu yapılması mümkün değildir.

Tıbbi Cihaz ve (Software) Yazılımlarının İthalatı

(07.08.2012 tarih ve 146 sayılı özelge)

İthal edilen tıbbi cihazların çalışmasını sağlamak üzere, Almanya’daki firmadan internet üzerinden satın alınan bilgisayar yazılımları hizmet ithali kapsamında KDV’ye tabi olup, bu işleme ait KDV’nin, sorumlu sıfatıyla 2 no.lu KDV beyannamesi ile beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir. Söz konusu KDV’nin vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılı aşılmamak kaydıyla, ödendiği dönemden itibaren 1 no.lu KDV beyannamesinde genel hükümlere göre indirim konusu yapılabilecektir.

Diğer taraftan, ithal edilerek yurt içinde sağlık kurum ve kuruluşlarına teslimi yapılan tıbbi cihazlar için yurt dışında mukim firmanın garanti sözleşmesi kapsamında bedelsiz sağladığı tamir, bakım ve yenileme hizmetleri malın satış fiyatı içinde vergilendirildiğinden, bu hizmet KDV’ye tabi tutulmayacaktır.

Yurtdışı eğitim hizmetlerinin KDV karşısındaki durumu ve belge düzeni hk.

(13.08.2012 tarih ve 826 sayılı özelge)

Yurt dışında yerleşik eğitim kurumlarına yapılan aracılık ve danışmanlık hizmetinden Türkiye’de faydalanılması nedeniyle bu aracılık hizmeti KDV’ye tabi olup, söz konusu hizmet bedeli üzerinden genel oranda KDV hesaplanması gerekmektedir.

Öte yandan, vize işleminin sonuçlanması ile vergiyi doğuran olay gerçekleşecektir. Ancak, bu hizmetin tamamlanmasından önce fatura düzenlenmesi durumunda, faturanın düzenlendiği tarih itibariyle vergiyi doğuran olay gerçekleşeceğinden, faturada gösterilen tutara ait katma değer vergisinin ilgili dönem beyannamesiyle beyan edilmesi gerekmektedir.

Ancak, vize işleminin reddedilmesi hallerinde, hizmetin tamamlanamamış olması ve bu suretle işlemin gerçekleşmemesi nedeniyle, hizmetin ifası öncesinde düzenlenen belgelerde gösterilerek borçlanılan katma değer vergisinin, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca değişikliğin vuku bulduğu dönem içinde düzeltilebilmesi mümkün bulunmaktadır.

Sorumlu sıfatıyla ödenen KDV’nin indirimi

(16.08.2012 tarih ve 40416 sayılı özelge)

KDV Kanunu’nun 29/3. maddesi gereğince indirim hakkı, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılı aşılmamak şartıyla ilgili belgelerin kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilmektedir.

Diğer taraftan, KDV Kanunu’nun 9. maddesi gereğince sorumlu sıfatıyla beyan edilen/ödenen KDV’nin, 2 no.lu katma değer vergisi beyannamelerine dayanılarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Ancak, 2007 yılına ilişkin olarak sorumlu sıfatıyla tarh edilen 2010 yılında da ödenen KDV’nin KDV Kanunu’nun 29/3. maddesi uyarınca, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den indirilmesi mümkün değildir.

Grup şirketinden temin edilen kredi faizinin vergisel durumu

(08.08.2012 tarih ve 2472 sayılı özelge)

Ticari ve sınai faaliyette bulunmak üzere kurulmuş olan şirketlerce yapılan kredi kullandırma işlemi, esas iştigal konusu olarak değerlendirilemeyeceğinden BSMV’ye tabi bulunmamakta olup bu işlemlerin KDV’ye tabi tutulması gerekmektedir.

Buna göre, holding bünyesinde yer alan grup şirketin kaynaklarından diğer grup şirketine faiz ve komisyon uygulanarak gerçekleştirilen ve yukarıda BSMV’ye tabi bulunmadığı belirtilen kredi kullandırma işlemi KDV’ye tabi olup, bu işlemin karşılığını teşkil eden faiz ve komisyon toplamı üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Öte yandan, grup şirketince bankalardan ve diğer finans kuruluşlarından temin edilen kredilerin diğer grup şirketine herhangi bir bedel eklenmeksizin anapara, faiz ve masraflarıyla birlikte aynen aktarılması işleminde aynen aktarılan bu bedeller için KDV hesaplanmayacaktır. Ancak, aktarılan kredi tutarına ilaveten herhangi bir bedel alınması halinde ise bu bedel, şirketin sunduğu hizmetin karşılığını teşkil edeceğinden, genel oranda katma değer vergisine tabi tutulacaktır.

Elektrik ithal ve ihraç işlemlerinde vergiyi doğuran olayın ne zaman meydana geldiği ve belge düzeni

(22.08.2012 tarih ve 2665 sayılı özelge)

Elektrik teslimlerinde, bedelin tahakkuk ettirildiği, yani bedelin hesaplanarak tahsil edilebilir hale geldiği anda vergiyi doğuran olay meydana gelmekte olup faturanın bu tarihi izleyen 7 gün içinde düzenlenmesi gerekir.

İthalat işlemlerinde vergiyi doğuran olay Gümrük Kanunu’na göre gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başlaması, gümrük vergisine tabi olmayan işlemlerde ise gümrük beyannamesinin tescil edildiği tarih itibariyle gerçekleşmektedir.

Bu itibarla, elektrik ihraç ve ithalat işlemlerinde, aylık dönemler itibariyle bedelin tahakkuk ettirilmesi ve en az ayda bir kez gümrük beyannamesi açılarak ithalat ve ihracat işleminin gerçekleştirilmesinde KDV mevzuatına aykırı bir husus bulunmamaktadır.

Diğer yandan, Vergi Usul Kanununun 230 uncu maddesinin 5 numaralı bendi uyarınca, satılan malların alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcısı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcısının, taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve irsaliyenin taşıtta bulundurulması şarttır.

Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere, sevk irsaliyesi ticari mal hareketinin izlenmesi için düzenlenen bir belgedir.

Buna göre, elektrik enerjisinin özelliği gereği enerji nakil hatları üzerinden ilgili mevzuatı uyarınca belirlenen düzenlemelere ve hat kapasitesi, akım gücü ve miktarı gibi değişkenlere bağlı olarak transfer edilmesi, ithal ve ihraç edilen enerji miktarlarının gümrük mevzuatı ve EPDK’nın belirlediği teknik yöntemlere göre tespit edilmesi ve dolayısıyla sevk irsaliyesi bulundurulması ve buna ilişkin denetim uygulamasının muhal olması nedeniyle elektrik ithalat ve ihracatında ayrıca sevk irsaliyesi düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır.

3. Vergi Usul Kanunu

Uzaktan mesafeli satış sözleşmesinin faturanın arka yüzüne basılıp basılmayacağı

(02.08.2012 tarih ve 2397 sayılı özelge)

Faturada bulunması zorunlu olan bilgilerin okunmasına engel teşkil etmeyecek ve faturanın esas niteliğini bozmayacak şekilde faturanın arka yüzünde başka bilgilerin yer alması mümkün bulunmaktadır.

Yatırım amaçlı alınan uzun vadeli döviz kredisinin yatırım harcamalarında kullanılana kadar vadeli döviz hesabına yatırılması sonucu elde edilen faiz ve kur farkı

(14.08.2012 tarih ve 2578 sayılı özelge)

Yatırım harcamaları için temin edilen uzun vadeli döviz kredisi faiz ödemelerinin ve kur farklarının iktisadi kıymetlerin aktife alındıkları tarihe kadar maliyet bedeline intikal ettirilmesi gerekmektedir. Aktifleştirme tarihinden sonra ortaya çıkan kur farkı ve kredi faizlerinin ise seçimlik olarak gider yazılması veya söz konusu yatırımın maliyetine ilave edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde, kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safı kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, (7) numaralı bendinde de Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanların gider olarak indirilebileceği hükme bağlanmıştır.

Bu çerçevede, yatırım yapılmak üzere bankadan kullanılan döviz kredisinin yatırımla ilgili harcamalara başlanılacağı tarihe kadar vadeli döviz hesabında tutulması nedeniyle elde edilen faiz gelirleri yatırımdan bağımsız olarak değerlendirilecek ve elde edildiği geçici ve yıllık kurumlar vergisi dönemlerinde kurum kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınacaktır.

Öte yandan, dövizin vadeli hesapta tutulması nedeniyle oluşan lehte veya aleyhte kur farkları ile ilgili olarak 334 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yapılan açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir.

Yurt dışında mukim firma tarafından düzenlenen alacak ve borç notunun (credit note-edit note) ispat edici belge olarak kabul edilip edilmeyeceği

(14.08.2012 tarih ve 189 sayılı özelge)

Alacak ve borç notu "credit note-debit note" uluslararası ticaret yapan şirketlerce ticarette öngörülmeyecek şekilde ortaya çıkan maliyete ilişkin unsurları karşılıklı olarak dengelemek amacıyla kullanılan notlardır. Bu notlar, genellikle firmalar tarafından fiyat farklılıklarına ilişkin birer düzeltme aracı olarak kullanıldığı gibi, satıcı tarafından alıcıya ticari, lojistik, teknik talepler, komisyon ve indirim gibi nedenlerle de gönderilir.

Buna göre, bir mal veya hizmetin fiyatı azalmış veya mal kısmen veya tamamen iade edilmişse, alıcının borcu azalacak olup geliri artmış olacaktır. Bu durumda yurt dışındaki alıcı firma iade etmiş olduğu mal için yurt içindeki satıcıya fatura düzenlemesi gerekmektedir. Ancak, yurt dışındaki firmanın ülkesi mevzuatına göre fatura düzenlemesi mümkün değilse, ilgili ülke mevzuatına göre geçerli bir belge olması ve bu durumun gerektiğinde ispatı şartıyla, bu firmanın düzenleyeceği "debit note"un kayıtların tevsiki açısından ispat edici belge olarak kullanılması mümkündür.

Yurt içindeki alıcının mal iade etmesi durumunda ise alıcının yurt dışındaki satıcı adına fatura düzenlemesi zorunludur. Bu durumda yurt dışındaki müşterinin credit note düzenlemesi mümkün olmakla beraber kayıtların vergi mevzuatına göre tevsiki açısından faturanın düzenlenmesi zorunluluğu ortadan kalkmamaktadır.

Yurt dışında mukim şirketten tahsil edilemeyen alacakların değersiz alacak olarak değerlendirip değerlendirilmeyeceği

(29.08.2012 tarih ve 2702 sayılı özelge)

Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında temel unsur, ortada bir alacağın söz konusu olması ve bu alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmiş bulunmasıdır. Kanun’un 323. maddesinde bir ayrım yapılmaksızın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla dava ve icra safhasında bulunan bütün alacaklar için karşılık ayrılabileceği hüküm altına alınmıştır.

İflas halinde, alacaklının borçluyu dava etmesi veya icra yoluyla takip edebilmesi yasal olarak mümkün bulunmamaktadır. İcra ve İflas Kanunu bu takip yollarını kapatarak sadece iflas masasına kayıt olma hakkını verdiğinden, cebri icra ve külli tasfiye yolu olan iflas halinde bütün alacaklılar eşit şekilde işlem görmekte ve bu nedenle ferdi icra takiplerine izin verilmemektedir. İflas bir icra yolu olup alacaklı yönünden normal icradaki gibi amaç alacağa kavuşmak olduğundan iflas masasına kaydı yaptırılan alacaklar icra safhasına intikal edilmiş sayılmaktadır.

Mükellefler borçlu müşterilerinin iflas etmesi halinde, şüpheli alacak karşılığı ayırabilirler. Ancak, karşılık alacağın masaya kaydının yapıldığı, diğer bir deyişle icra safhasına intikal ettiği hesap döneminde ayrılmalıdır. İflas halinde de ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.

Buna göre, dava açma hakkı bulunmadığından dolayı şüpheli alacak karşılığı ayrılamayan yurt dışında mukim şirketten olan alacaklar için avukatlar aracılığıyla yapılan müracaatlara ilişkin belgelerin kanaat verici vesika olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak, söz konusu belgelerde iflas ettiği belirtilen müşterinin iflas ettiğinin ve bu müşteriden alacaklı olunduğunun o ülkede geçerli bir belgeyle ispat edilmesi halinde bahsi geçen alacakların Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesi kapsamında şüpheli alacak olarak dikkate alınması mümkün olabilecektir.

Zayi olan ürünlerin giderleştirilmesi

(27.08.2012 tarih ve 196 sayılı özelge)

Şirkete ait araç ile yapılan kazada zayi olan mallara ilişkin olarak yüklenilen katma değer vergisinin indirimi mümkün değildir. Bu nedenle kaza sonucu zayi olan mallara ilişkin olarak yüklenilen katma değer vergilerinin indirilmiş olması durumunda, kazanın meydana geldiği vergilendirme dönemine ilişkin olarak verilecek KDV beyannamesinin "İlave Edilecek KDV" satırında beyan edilmek suretiyle düzeltilmesi bu şekilde beyan edilen verginin ise gelir ve kurumlar vergisi yönünden gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Kaza sonucu zayi olan malların Vergi Usul Kanunu’nun 267. maddesinin 3. bendine göre takdir komisyonunca takdir edilen emsal bedeli ile değerlenmesi ve bu bedel ile kayıtlı değeri arasındaki farkın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır. Dolayısıyla, gider yazılabilecek tutarın belirlenebilmesi için zayi malların emsal bedellerinin tespitine ilişkin takdir komisyonu kararı gerekmektedir.

Öte yandan, zayi olan ürünleriniz için sigortadan tazminat alındığı takdirde, Vergi Usul Kanunu’nun 330. maddesi kapsamında sigortadan alınan tazminat ile zayi olan ürünlerinizin net defter değerlerinin kıyaslaması sonucu bulunacak müspet farkın gelir hesaplarına intikal ettirilmesi gerekir.

İhraç veya ihraç kaydıyla yapılan satışlarda taşıyıcı firmanın deposunda bekletilen malın daha sonra limana sevk edilmesi durumunda sevk irsaliyesinin düzenlenmesi

(10.08.2012 tarih ve 390 sayılı özelge)

Ücret karşılığında taşıma yapanların taşıma irsaliyesi düzenlemesi zorunlu olup, ihracatçı tarafından depoya getirilen ve burada bekletilen blok mermerlerin limana sevki esnasında taşıma irsaliyesi düzenlenmesi ve düzenlenen taşıma irsaliyesinde taşıma ücreti bilgisine yer verilmesi gerekir.

İhracatçı firma tarafından, ihraç edilecek emtiayı depo ile liman arasında taşıyan her bir araç için ayrı ayrı olmak üzere sevk irsaliyesi düzenlenmesi ve bu irsaliyelerin araçlarda bulundurulması gerekmektedir.

İktisap edilen arsanın İmar Kanunu gereğince belediyeye terk edilen parsele ait maliyetin inşaat yapılacak parselin maliyet bedeline ilave edilip edilmeyeceği

(01.08.2012 tarih ve 175 sayılı özelge)

İmar Kanunu’nun 18. maddesi gereğince belediyeye "düzenleme ortaklık payı" olarak terk edilen parsel, kalan parseldeki inşaat izin hakkının artırılması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle, terk edilen parselin maliyet bedelinin inşaat izin hakkı artan diğer parselin maliyetine ilave edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Ekonomik ömrünü tamamlamış hurda niteliğindeki demirbaşların sabit kıymetlerden çıkarılarak özel şirketlere makbuz karşılığı bağışlanması

(14.08.2012 tarih ve 838 sayılı özelge)

Son kullanım tarihi geçmiş, hasar görmüş, miadı dolmuş, bozulmuş, ekonomik değerini kaybetmiş emtianın, takdir komisyonunca takdir edilecek emsal bedeli ile maliyet bedeli arasındaki tutarının stok maliyetinden indirilerek dönem kazancının tespitinde gider olarak yazılması mümkündür.

Öte yandan faydalı ömrünü tamamlamış bir iktisadi kıymetin değerinin amortisman yoluyla itfa edilmiş olması ve kanuni defter kayıtlarında iz bedeli ile takip ediliyor olması durumunda, bu kıymetin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının düzenlemeleri çerçevesinde elektronik atık toplamaya yetkili kurumlara teslimi aşamasında emsal bedel tespitine gerek bulunmamaktadır.

4. Damga Vergisi Kanunu

Taşıma işi ile birbirinden bağımsız, ayrı ayrı talep edilebilir niteliği bulunan sigorta, kasko yaptırma taahhüdü ve teminat mektubu verme taahhüdü olmak üzere birbirine bağlı birden fazla akit ve işleme yer verilen araç kiralama sözleşmesinin damga vergisi

(13.08.2012 tarih ve 2530 sayılı özelge)

Dilekçe ekinde yer alan "Şoförlü Otomobil ve Minibüs Kiralama Sözleşmesi"’nin incelenmesinden;

- A şirketi ile firma arasında yapılacak taşıma işi ile ilgili hizmetlerin genel şartları ile tarafların bunlara ilişkin hak ve yükümlülükleri ile taahhütleri içerdiği,

- Firmanın en geç sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle A şirketi personeline kişi başı minimum 25.000 TL teminat limiti ile (kişi başı koltuk sigortası) kaza sigortası yaptıracağını kabul, beyan ve taahhüt ettiği,

- Firma tarafından söz konusu sigorta yaptırılmaksızın sözleşme konusu hizmetin her ne suretle olursa olsun verilmeye başlanmayacağı, firmanın istisna olarak otomobiller için sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle A şirketi personeline kişi başı 175.000 TL teminat limiti ile sadece karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılacağını kabul, beyan ve taahhüt ettiği,

- Tarafların tahsis edilen binek otomobillerin her kullanımında olmaksızın gidiş dönüş toplam kilometre olarak km birim fiyatı üzerinden ücretlendirileceğini kabul, beyan ve taahhüt ettiği,

- Firmanın, bu sözleşme çerçevesindeki yükümlülükleri ile her ne sebeple olursa olsun, doğrudan ya da dolaylı A şirketinin firmadan talep edebileceği doğmuş/doğacak tüm alacaklarının teminatını teşkil etmek üzere 50.000 TL tutarında ve A şirketince kabul edilecek bir banka tarafından tanzim edilecek kati, 1 yıl süreli ve gayrikabülürücu teminat mektubunu temin ederek, bu sözleşmenin imza tarihinde A şirketine teslim edeceği,

anlaşılmaktadır.

Buna göre, taşıma işi ile birbirinden bağımsız, ayrı ayrı talep edilebilir niteliği bulunan sigorta, kasko yaptırma taahhüdü ve teminat mektubu verme taahhüdü olmak üzere birbirine bağlı birden fazla akit ve işleme yer verildiği anlaşılan sözleşmenin, en yüksek vergi alınmasını gerektiren personel sayısına göre hesaplanacak karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılması taahhüdüne ve kaza sigortası yaptırılması taahhüdüne ilişkin tutar ile teminat mektubu verme taahhüdüne ilişkin 50.000 TL’nin toplamı üzerinden Kanun’a ekli (1) sayılı tablonun I/A-1 fıkrasına göre binde 8,25 nispetinde damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Yurtdışında Türkiye’de yer tahsisine ilişkin düzenlenen sözleşmenin damga vergisine tabi olduğu

(14.08.2012 tarih ve 2579 sayılı özelge)

Yabancı memleketlerde düzenlenen kâğıtlar açısından Türkiye’de hükmünden faydalanma konusu ise esas olarak, kâğıtlarda yer alan hak ve yükümlülüklere dayanılarak hukuki, ticari, mali olaylar ve sonuçlar yaratmak olarak anlaşılmalıdır. Hüküm bir gücün, etkinin ifadesi olduğundan, bir kâğıdın hükmünden yararlanma o kâğıdın gücünden, etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda, yabancı memleketlerde düzenlenen bir kâğıda ilişkin bazı haklardan veya hususlardan Türkiye’de yararlanılması veyahut kâğıda dayanılarak Türkiye’de bazı işlemler yapılması o kâğıdın hükmünden yararlanıldığı anlamına gelmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, yurt dışında mukim şirketin imal edeceği kimyasal tankerlerin inşası için bu şirket tarafından Türkiye’de yer tahsis edilmesine ilişkin olarak yurt dışında düzenlenen ve hükmünden Türkiye’de faydalanıldığı anlaşılan sözleşmenin damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Finansal kiralama sözleşmesine konu varlığın finansal kiralama şirketine satışı nedeniyle düzenlenen devir temlik sözleşmesine 3226 sayılı Kanun kapsamında damga vergisi istisnası uygulanıp uygulanamayacağı

(17.08.2012 tarih ve 853 sayılı özelge)

Finansal kiralama şirketinin kiralamaya konu olan uçağı satın almasına ilişkin düzenlenen kâğıdın finansal kiralama sözleşmeleri kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Devir Temlik Sözleşmesinin her bir nüshasının, Damga Vergisi Kanunu’nun 14. maddesinin ikinci fıkrasına istinaden, "Bombardier model BD-700-1A11 Global 5000 Uçak Satın Alma Sözleşmesi"nden alınan verginin dörtte biri tutarında damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

5. Ar-Ge Teşvikleri

Sipariş üzerine gerçekleştirilen Ar-Ge projelerinde teşvik, transfer fiyatlandırması ve fatura kesme zamanı

(24.09.2012 tarih ve 201 sayılı özelge)

5746 sayılı Kanun ile Ar-Ge ve yeniliğe yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye girişinin hızlandırılması ve Ar-Ge personeli ve nitelikli işgücü istihdamının artırılması da amaçlanmıştır. Bu nedenle, Ar-Ge merkezinizde sözleşmeli (siparişe dayalı) olarak yürütülen Ar-Ge faaliyetlerinin Ar-Ge ve yenilik faaliyeti kapsamında olması şartıyla, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliğinde yapılan açıklamalar çerçevesinde 5746 sayılı Kanun’un 3. maddesinde tanımlanan indirim, destek ve teşvik unsurlarından faydalanılması mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, sözleşmeli (siparişe dayalı) olarak yürütülen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda elde edilebilecek gayrimaddi hak şirkete ait olmayacağından, proje bitimine kadar yapılan Ar-Ge harcamalarının aktifleştirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, yapılan Ar-Ge harcamalarının üçer aylık dönemler itibariyle yurt dışına fatura edilmesi ve elde edilen kazancın ilgili geçici ve yıllık vergilendirme dönemlerinde kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi, ayrıca yapılan harcamalar üzerinden hesaplanan Ar-Ge indiriminin de beyannamede gösterilmek suretiyle indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Bu çerçevede, yurt dışında yerleşik ilişkili firmalara verilecek araştırma geliştirme hizmetlerine ilişkin bedelin emsallere uygun olması gerekmektedir. Söz konusu hizmet bedelinin tespitinde işlemin mahiyetine en uygun olanının kullanılması gerekir.

Sipariş üzerine gerçekleştirilen araştırma ve geliştirme, diğer bir ifadeyle gayrimaddi hak meydana getirme hizmetleri nedeniyle yurt dışındaki firmalara düzenlenecek faturaların, hizmetin tamamlandığı dolayısıyla gayrimaddi hakkın meydana getirilip teslim edildiği tarihten itibaren (7) yedi gün içerisinde düzenlemesi gerekmektedir.

Ancak, söz konusu proje harcamaları için hizmetin tamamlanmasından önce de fatura düzenlenmesi mümkündür. Ayrıca, araştırma geliştirme faaliyetlerinin sipariş üzerine yurt dışında yerleşik firmalar adına yapılması, faaliyetin neticesinde meydana gelen ürünün (gayrimaddi hakkın) bu firmalara ait olması sebebiyle, şirket adına sahip olunacak bir gayrimaddi haktan söz edilmesi mümkün değildir. Bundan dolayı, harcamaların proje stok hesaplarında izlenmesi gerekmektedir.

pwc

Yukarıda özetlenen özelgeler ile diğer çok sayıda özelgenin tam metnine www.gelirler.gov.tr internet adresinin mevzuat bölümünden ulaşabilirsiniz.

http://www.vergiportali.com/Content.aspx?Type=BulletinD&Id=3710



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog Arşivi