Facebook Takip edebilirsiniz

6 Nisan 2016 Çarşamba

ÖZELGELER



Tarih Açıklama GİB'de Yayım Dönemi
1 18.02.2016
Serbest bölgede üretilen yazılım programının elektronik transfer yöntemi ile ihraç edilmesi durumunda ücret istisnasından yararlanılıp yararlanılmayacağı. Mart 2016
2 19.02.2016
Yatırım teşvik belgesinde öngörülen işçi sayısının altında işçi çalıştırılması halinde gelir vergisi stopaj desteğinden faydalanılıp faydalanılamayacağı hk. Mart 2016
3 07.09.2015
Ar-Ge Harcamalarında İstisna Uygulaması. Mart 2016
4 16.02.2016
Ar-Ge Merkezinde çalışan personelin servis ve yemek giderlerinin Ar-Ge harcaması sayılıp sayılmayacağı. Mart 2016
5 07.10.2015
Almanya'da ikamet eden yurt dışından sorumlu şirket müdürüne ödenen ücretin ne şekilde vergilendirileceği. Mart 2016
6 18.02.2016
Yurt dışı pirim ödemesinin Türkiye'de vergilendirilmesi Mart 2016
7 17.02.2016
Yurt dışı şantiyesinde çalışan personele yapılan ücret ödemeleri üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı Mart 2016
8 17.02.2016
Yurtdışından döviz olarak elde edilen ücretin gelir vergisi istisnası Mart 2016
9 17.02.2016
Yurt dışında çalışan eşten dolayı ücretli çalışan eşin asgari geçim indiriminden faydalanıp faydalanmayacağı Mart 2016
10 17.02.2016
Hindistan mukimi şirkete verilen danışmanlık hizmeti karşılığı Hindistan'da yetkili makama ödenen tevkifatın Türkiye'de ödenecek gelir vergisi ve gelir geçici vergiden mahsubu. Mart 2016
11 01.02.2016
Mükellefin eşinin önceki evliliğinden olan ve velayeti eşinde bulunan çocuk için asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağı Mart 2016
12 18.02.2016
Serbest meslek faaliyeti kapsamında zorunlu olarak yaptırılan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe bedelinin gider olarak indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hk. Mart 2016
13 16.02.2016
İhtiyaç Sahibine Yapılan İnşaat Malzemesi Yardımının Gelir Vergisi Matrahından İndirilip İndirilemeyeceği Mart 2016
14 17.02.2016
Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde okuyan öğrencinin asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağı. Mart 2016


VERGİ USUL KANUNU Tarih Açıklama GİB'de Yayım Dönemi
1 01.12.2015
Stoklarda mevcut ilaçların bozulduğunun tespitini müteakip dönemde imha işleminin gerçekleştirilmesi durumunda muhasebe kaydının hangi dönem için yapılacağı hk Mart 2016
2 07.01.2016
İnternet üzerinden yapılan satışların toplam hasılat içinde 5 milyon TL'yi aşmaması durumunda e-Arşiv kullanma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı ile e-Fatura ve e-Defter kullanılıp kullanılmayacağı hk. Şubat 2016
3 11.01.2016
Özel hesap döneminde e- arşiv uygulaması hk. Şubat 2016
4 20.11.2015
Faturanın nihai tüketici tarafından kaybedilmesi halinde, mesafeli satış sözleşmesine dayanılarak satılan ürünlerin iadesinde belge düzeni hk. Mart 2016
5 03.02.2016
İmalatçının ürettiği malları ihracatçıya KDV Kanununun 11/1-c maddesi kapsamında teslimi işleminde konsinye satış şeklinin uygulanması hk. Mart 2016
6 10.02.2016
Şubeler tarafından yapılan tahsilat ve ödemelerde tevsik zorunluluğu hk. Mart 2016
7 05.02.2016
Reklam filmlerinin amortisman oranı. Mart 2016
8 09.02.2016
Binanın dış cephesi için yapılan harcamalarda amortisman uygulaması hk. Mart 2016
9 05.02.2016
Müşteri siparişleri için firmaya ve ürüne özel baskı yapabilmek üzere üretilen klişeler için yapılan harcamaların doğrudan gider olarak mı, amortisman yoluyla mı itfa edileceği hk. Mart 2016
10 09.02.2016
Doğalgaz sayaçları için ölçü ayar mevzuatı kapsamında yapılan kalibrasyon giderlerinin amortisman yoluyla itfa edilip edilmeyceği hk. Mart 2016
11 05.02.2016
Şirket aktifine kayıtlı görüntü sistemlerinin kiralanması durumunda sevk irsaliyesi düzenlenmesi. Mart 2016
12 08.02.2016
Taahhüt işleri kapsamındaki işyerlernin şube sayılıp sayılmayacağı hk. Mart 2016
13 10.02.2016
Fiili olarak başlamayan inşaatın, yapmış olduğunuz harcamalar karşılığında başka bir firmaya devrinde KDV ve belge düzeni hk. Mart 2016
14 05.02.2016
Yenileme fonuna alınan karın yeni inşaa edilecek fabrika binasının finansmanında kullanımı. Mart 2016
15 27.11.2015
Sat ve geri kiralama işleminde amortisman uygulaması hk. Mart 2016
16 21.01.2016
Temlikli olarak düzenlenen fatura tutarlarının tutulacak defterlerin tayininde dikkate alınıp alınmayacağı. Mart 2016
17 08.01.2016
Serbest meslek erbabının yapacağı özel inşaatın vergilendirilmesi, belge düzeni ve beyanı hk. Mart 2016
18 10.02.2016
Elektrik tüketimlerinin faturalandırma işleminin farklı endeksör cihazları ile yapılması durumunda, ayırt edici bilgilere yer verilmek suretiyle her bir cihazda ayrı seri ve sıra numarası takip edecek şekilde fatura kullanılması hk. Mart 2016
19 01.12.2015
Belediyeden tahsil edilemeyen alacak için şüpheli alacak veya değersiz alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı. Mart 2016
20 10.02.2016
Vekalet ücretlerinde serbest meslek makbuzunun kimin adına ve nasıl düzenleneceği. Mart 2016


HARÇLAR KANUNU Tarih Açıklama GİB'de Yayım Dönemi
1 17.02.2016
Riskli yapı şerhi bulunan parsel ile riskli yapı şerhi bulunmayan parselin tevhit edilmesi işleminde harç istisnası uygulanıp uygulanmayacağı hk. Mart 2016
2 04.02.2016
Serbest meslek erbabının aynı zamanda proje ihalesi, inşaat vb. gibi işlerle uğraşması halinde vergisel açıdan yükümlülükleri Mar


1 18.02.2016
Serbest bölgede üretilen yazılım programının elektronik transfer yöntemi ile ihraç edilmesi durumunda ücret istisnasından yararlanılıp yararlanılmayacağı. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
62030549-125[6-2015/206]-13427
17/02/2016

Konu
:
Serbest bölgede üretilen yazılım programının   elektronik transfer yöntemi ile ihraç edilmesi durumunda ücret istisnasından   yararlanılıp yararlanılmayacağı.


İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Şirketinizin 2012 Temmuz ayından itibaren İstanbul Atatürk Havalimanı Serbest bölgesinde faaliyet gösterdiği, serbest bölgede üretmekte olduğunuz bilgisayar oyunu yazılımlarının %100'ünün yurt dışına ihraç edildiği, bu yazılımların teslimatının internet üzerinden dijital olarak yapıldığı ve bunun Serbest Bölge İşlem Formu ile gerçekleştirildiği, 2012 ve 2013 yıllarında serbest bölgedeki çalışanlarınızın gelir vergisi istisnasından yararlandığı ancak bu yıl için söz konusu istisnadan yararlanmak üzere başvurulduğunda, üretilen yazılımın CD olarak gönderilmesinin ve gümrük beyannamesi düzenlenmesinin zorunlu olduğu aksi durumda söz konusu istisnadan yararlanılmayacağı hususunun tarafınıza bildirildiği belirtilerek, hazırlanan programın elektronik transfer yöntemi ile gerçekleştirilmesi durumunda serbest bölgede istihdam edilen personele ödenecek ücretlerin 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu kapsamında gelir vergisi istisnasından yararlanıp yararlanamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

            25/11/2008 tarihli ve 27065 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5810 sayılı Kanun'un 7'nci maddesiyle değiştirilen ve 01/01/2009 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu'nun geçici 3'üncü maddesinde;

 

            "Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar;

            ...

 

            b) Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az % 85'ini yurt dışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır. Bu oranı % 50'ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir.

 

            ..."

 

            hükmüne yer verilmiştir.

 

            Uygulamaya ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı olarak 12/03/2009 tarihli ve 27167 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 Seri No'lu Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinde yapılmıştır.

 

            Söz konusu Tebliğin "3.1. Üretilen Ürünlerin FOB Bedeli" başlıklı bölümünde;

 

            "3218 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi uyarınca, 1/1/2009 tarihinden geçerli olmak üzere, serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükellefler tarafından bölgelerde üretilen ürünlerin toplam FOB bedelinin en az % 85'inin yurt dışına ihraç edilmesi kaydıyla, istihdam edilen personele ödenen ücretler gelir vergisinden istisna edilmiştir.

 

            Bölge içinde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin üretime ilişkin istihdam ettikleri tüm personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden istisna edilecektir. Üretim faaliyeti ile birlikte başka konularda da faaliyette bulunan mükelleflerin satış, pazarlama, muhasebe, lojistik vb. departmanlarda çalışan personelleri de istisna kapsamında değerlendirilecektir."

 

            açıklamasına,

 

            Aynı tebliğinin "3.6. Yazılım Faaliyetleri" başlıklı bölümünde;

 

            "Yazılım: bir bilgisayar, iletişim cihazı veya bilgi teknolojilerine dayalı bir diğer cihazın çalışmasını ve kendisine verilen verilerle ilgili gereken işlemleri yapmasını sağlayan komutlar dizisinin veya programların ve bunların kod listesini, işletim ve kullanım kılavuzlarını da içeren belgelerin ve hizmetlerin tümünü ifade eder.

 

            Tanıma uygun bir programın ticari amaçla CD şeklinde hazırlanması ve fiziki mal olarak fiilen ihraç edilmesi halinde, bu yazılım faaliyeti kapsamında serbest bölgede fiilen istihdam edilen personele ödenen ücretler Kanunda belirtilen şartları taşıması koşuluyla gelir vergisinden istisna edilecektir.

 

            Yazılım faaliyetinin istisna kapsamında değerlendirilebilmesi için;

 

            - Söz konusu faaliyetin münhasıran ve fiilen serbest bölgede yapılması,

 

            - İşyeri alt yapısının ve teknik donanımının bu faaliyetin yapılmasına müsait olması,

 

            - Ürünün, gümrük çıkış beyannamesi ve YMM faaliyet raporu ile fiili ihracatın gerçekleştiğinin tevsik edilmesi gerekir."

 

            açıklamasına yer verilmiştir.

 

            Öte yandan, Serbest Bölgeler Kanunu /2 Sirkülerinde;

 

            "1 Seri No.lu Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliği uyarınca, 3218 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi kapsamında serbest bölgede üretim faaliyetinde istihdam edilen personele ödenen ücretlerin gelir vergisi istisnası uygulamasından yararlanabilmesi için, serbest bölgede üretilerek ihraç edilen ürünlerin FOB bedelinin en az %85'inin yurt dışına ihraç edildiğinin gümrük çıkış beyannamesi ile tevsik edilmesi zorunludur.

 

            Ancak, serbest bölgede üretilen ürünlerin yurt dışına ihracında gümrük çıkış beyannamesi düzenlenmesinin zorunlu olduğu durumlar haricinde, ilgili mevzuata göre serbest bölgede üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az %85'inin yurt dışına ihraç edildiğinin "Serbest Bölge İşlem Formu" ile belgelendirilmesi halinde de 3218 sayılı Kanun kapsamında gelir vergisi istisnası uygulamasından faydalanılması mümkündür."

 

            açıklaması yapılmıştır.

 

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, yazılım programı faaliyetinin münhasıran ve fiilen serbest bölgede yapılması, işyeri alt yapısının ve teknik donanımının bu faaliyetin yapılmasına müsait olması, ürünün gümrük çıkış beyannamesi ve YMM faaliyet raporu ile fiili ihracatın gerçekleştiğinin tevsik edilmesi ve CD şeklinde hazırlanarak fiziki mal olarak fiilen ihraç edilmesi halinde istisnadan yararlanılması mümkün bulunmaktadır. Ayrıca, Serbest bölgede üretilen ürünlerin yurt dışına ihracında gümrük çıkış beyannamesi düzenlenmesinin zorunlu olduğu durumlar haricinde, ilgili mevzuata göre serbest bölgede üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az %85'inin yurt dışına ihraç edildiğinin "Serbest Bölge İşlem Formu" ile belgelendirilmesi halinde de 3218 sayılı Kanun kapsamında gelir vergisi istisnası uygulamasından faydalanılması mümkündür.

 

 

            Öte yandan, elektronik transfer yöntemi ile gönderilen yazılım programlarının fiilen ihracatının gerçekleştiğinin tevsikine ilişkin olarak gümrük mevzuatında değişiklik yapılması halinde, bu hususun ayrıca değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 2 19.02.2016
Yatırım teşvik belgesinde öngörülen işçi sayısının altında işçi çalıştırılması halinde gelir vergisi stopaj desteğinden faydalanılıp faydalanılamayacağı hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

BATMAN VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü
Sayı
:
25410040-2015[120/4]-8
19/02/2016

Konu
:
Yatırım teşvik belgesi


İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Batman Vergi Dairesi Müdürlüğün mükellefi olduğunuz belirtilerek, Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünden alınan  yatırım teşvik belgesi kapsamında gelir vergisi stopajı teşvikinden faydalanabilmek için; teşvik belgesinde öngörülen işçi sayısının altında işçi çalıştırılması halinde gelir vergisi stopaj desteğinden faydalanılıp faydalanılamayacağı hususunda bilgi talep edilmektedir.

 

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Geçici 80 inci maddesinde,"Bakanlar Kurulunca istatistiki bölge birimleri sınıflandırması, kişi başına düşen milli gelir veya sosyoekonomik gelişmişlik düzeyleri dikkate alınmak suretiyle belirlenen illerde yapılacak yatırımlar için Ekonomi Bakanlığı tarafından düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2023 tarihine kadar gerçekleşen yatırımlarda teşvik belgelerinde öngörülen ve fiilen istihdam edilen işçilerin ücretlerinin sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin brüt tutarına tekabül eden kısmı üzerinden hesaplanan gelir vergisi, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan tarihten itibaren 10 yıl süreyle verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden terkin edilir.

 

             Birinci fıkraya istinaden terkin edilecek verginin hesabında, öncelikle 32 nci maddede yer alan asgari geçim indirimi dikkate alınır.

 

            Yatırımın tamamlanamaması veya teşvik belgesinin iptal edilmesi halinde, gelir vergisi stopajı teşviki uygulaması nedeniyle terkin edilen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur.

 

             Yatırımın faaliyete geçmesinden önce devri halinde devralan, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla gelir vergisi stopajı teşviki uygulamasından yararlanır.

 

            Yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçmesinden sonra devri halinde, gelir vergisi stopajı teşviki uygulamasından devir tarihine kadar devreden, devir tarihinden sonra ise kalan süre kadar devralan yararlanır.

 

            Bu madde kapsamındaki gelir vergisi stopajı teşvikinden yararlananlar, diğer kanunlarda yer alan aynı mahiyetteki hükümlerden ayrıca yararlanamazlar.

 

            Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir." hükmü yer almaktadır.

 

           Konu ile ilgili açıklamaların yapıldığı, 283 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "4.6 Uygulamanın Esasları" başlıklı bölümünün 5 inci fıkrasında;

 

            "Yatırım kapsamında işyerlerinin kaç işçi çalıştırdığının belirlenmesinde, teşvik belgesinde kayıtlı istihdam sayısını aşmamak kaydıyla her bir işyeri itibarıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık prim ve hizmet belgesinde gösterilen işçi sayısı dikkate alınacaktır. Gelir vergisi stopajı teşvikinden faydalanmaya başlanılan ilk ay için verilecek muhtasar beyanname ile birlikte bir defaya mahsus olmak üzere teşvik belgesinin tasdikli örneğinin de verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, teşvik belgesinin Ekonomi Bakanlığınca revize edilmesi halinde teşvik belgesinin tasdikli örneğinin revize tarihini takip eden ilk muhtasar beyanname ile birlikte ilgili vergi dairesine verilmesi gerekmektedir." açıklamaları yer almaktadır.

             

            Bu açıklamalar kapsamında, 283 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "4.5 Fiilen çalışma zorunluluğu" başlıklı bölümündeki hususlara da uyulmak kaydıyla, gelir vergisi stopaj desteğinden yararlanmanız mümkün bulunmaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 3 07.09.2015
Ar-Ge Harcamalarında İstisna Uygulaması. Mart 2016

Yazdır 
T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

DENİZLİ VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü)

 

Sayı
:
51421814-120[61-2015-78]-152
07/09/2015

Konu
:
Ar-Ge Harcamalarında İstisna Uygulaması
 


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Ar-Ge faaliyetinde bulunmak isteyen girişimcilerin projelerini değerlendirmek üzere oluşturulan komisyonda part-tıme görevlendirilen üniversite öğretim üyeleri ve uzman kişilere yapılacak olan ücret ödemelerinde vergi kesintisi yapılıp yapılmayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

            Bilindiği üzere, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesinde;

 

            "Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.

 

            Bölgede çalışan; AR-GE ve destek personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri, 31/12/2023 tarihine kadar her türlü vergiden müstesnadır. Muafiyet kapsamındaki destek personeli sayısı AR-GE personeli sayısının yüzde onunu aşamaz. Yönetici şirket, ücreti gelir vergisi istisnasından yararlanan kişilerin Bölgede fiilen çalışıp çalışmadığını denetler. Ancak, Bölgelerde yer alan girişimcilerin yürüttükleri AR-GE projesi kapsamında çalışan AR-GE personelinin, Bölgede yürüttüğü görevle ilgili olarak yönetici şirketin onayı ile Bölge dışında geçirmesi gereken süreye ait ücretlerinin bir kısmı gelir vergisi kapsamı dışında tutulur. Kapsam dışında tutulacak ücret miktarı, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak hazırlanacak yönetmelikle belirlenir. Yönetici şirketin onayı ile Bölge dışında geçirilen sürenin Bölgede yürütülen görevle ilgili olmadığının tespit edilmesi halinde, ziyaa uğratılan vergi ve buna ilişkin cezalardan ilgili işletme sorumludur."

 

            hükmü yer almaktadır.

 

            Ayrıca, 6170 sayılı Kanunla 4691 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine eklenen bentlerde;

 

            "Araştırma ve Geliştirme (AR-GE): Araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yazılım dahil yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları,

 

            AR-GE Personeli: AR-GE faaliyetlerinde doğrudan görevli araştırmacı, yazılımcı ve teknisyenleri,

            Araştırmacı: AR-GE faaliyetleri ile yenilik tanımı kapsamındaki projelerde, yeni bilgi, ürün, süreç, yöntem ve sistemlerin tasarım veya oluşturulması ve ilgili projelerin yönetilmesi süreçlerinde yer alan en az lisans mezunu uzmanları,

 

            Teknisyen: Mühendislik, fen ve sağlık bilimleri alanında yüksek öğrenim görmüş ya da meslek lisesi veya meslek yüksekokullarının teknik, fen ve sağlık bölümlerinden mezun, teknik bilgi ve deneyim sahibi kişileri,

            Destek Personeli: AR-GE faaliyetlerine katılan veya bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili yönetici, teknik eleman, laborant, sekreter, işçi ve benzeri personeli,"

            ifade ettiği belirtilmiştir.

 

            Öte yandan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde,

 

            "Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

 

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez..."denilmiş, 62 nci maddesinde de; hizmet erbabını işe alan emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler işveren olarak tanımlanmıştır.

 

            Aynı Kanunun 65 inci maddesinde; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin, işverene tabi olmaksızın
şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasının serbest meslek faaliyeti olduğu hükme bağlanmıştır.

 

            Ayrıca, anılan Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), (2) numaralı bendinde de yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden gelir vergisi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir.

 

            Buna göre, Bölgenizde girişimcilerin yürütmek istedikleri projelerin Ar-Ge projesi olup olmadığını incelemek ve değerlendirmek amacıyla part-time görevlendirilen üniversite öğretim görevlileri ve uzman kişilerin hizmet sözleşmesine bağlı olarak gerçekleştirdikleri faaliyetin Ar-Ge kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığından ve 4691 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan "Ar-Ge personeli" tanımı ile "Destek Personeli" tanımı kapsamında değerlendirilemeyeceğinden söz konusu personele ait ücretlerin gelir vergisinden istisna edilmesi mümkün değildir.

 

            Öte yandan, hizmet sözleşmesi kapsamında olmadan kendi nam ve hesaplarına faaliyette bulunmaları halinde ise elde edilen gelir serbest meslek kazancı sayılacağından söz konusu istisna kapsamında değerlendirilmeyeceği tabiidir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 4 16.02.2016
Ar-Ge Merkezinde çalışan personelin servis ve yemek giderlerinin Ar-Ge harcaması sayılıp sayılmayacağı. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü
Sayı
:
38418978-120[61-15/16]-6507
16/02/2016

Konu
:
Ar-Ge Merkezinde çalışan personelin servis ve yemek   giderlerinin Ar-Ge harcaması sayılıp sayılmayacağı.


İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 5746 sayılı Kanun çerçevesinde 12.03.2015 tarihinde Ar-Ge Merkezi Onayı aldığınız, Ar-Ge merkezinde çalışan personelin servis ve yemek giderlerinin servis taşımacılığı ve yemek sağlayıcı firmalar aracılığıyla karşılandığı belirtilerek,  yapılan servis ve yemek bedeli ödemelerinin, Ar-Ge personeli başına isabet eden maliyetinin Ar-Ge harcaması sayılıp, Ar-Ge indiriminde dikkate alınıp alınamayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

            5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun "İndirim, istisna, destek ve teşvik unsurları" başlıklı 3 üncü maddesinde, " (1) Ar-Ge indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile 500 ve üzerinde tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan ArGe ve yenilik harcamasının bir önceki yıla göre artışının yarısı, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. Ayrıca bu harcamalar, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması halinde ise doğrudan gider yazılır. Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki hesap dönemlerine devredilir. Devredilen tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır." hükmü yer almıştır.

 

            31.07.2008 tarih ve 26953 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliğinin "Ar-Ge ve yenilik harcamalarının kapsamı" başlıklı 7 nci maddesinde, Ar-Ge indirimine konu edilebilecek harcamalar sayılmış, maddenin birinci fıkrasının; "Personel giderleri" başlıklı (c) bendinde ise,

 

            "1) Kanun kapsamında gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla çalıştırılan Ar-Ge personeliyle ilgili olarak tahakkuk ettirilen ücretler ile bu mahiyetteki giderlerdir.

 

            2) Tam zamanlı Ar-Ge personeli sayısının %10'unu aşmamak üzere, Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine katılan ve bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili destek personelinin ücretleri ile bu mahiyetteki giderler de personel gideri kapsamındadır.

 

            3) Kısmi çalışma hâlinde, personelin Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine ayırdığı zamanın toplam çalışma zamanına oranı dikkate alınmak suretiyle bulunan ücret tutarları, Ar-Ge ve yenilik harcaması olarak dikkate alınır."

 

            açıklamalarına yer verilmiştir.

 

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla çalıştırılan Ar-Ge ve destek personeline işverenlerce yemek vermek suretiyle sağlanan menfaatler ile toplu olarak işyerine gidip gelmelerini sağlamak maksadıyla işverenler tarafından yapılan taşıma giderleri, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesine göre ücret kapsamında olup, söz konusu harcamaların yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde personel giderleri olarak Ar-Ge indirimine konu edileceği tabiidir.

           

       Öte yandan, söz konusu yemek ve taşıma giderlerinin personel giderleri kapsamında Ar-Ge harcamasına konu edilmesi, 193 sayılı Gelir vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının 8 ve 10 numaralı bentlerine göre gelir vergisi istisnasından yararlanılmasına veya 5746 sayılı Kanun kapsamında gelir vergisi stopaj teşvikinden yararlanılmasına engel teşkil etmemektedir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 5 07.10.2015
Almanya'da ikamet eden yurt dışından sorumlu şirket müdürüne ödenen ücretin ne şekilde vergilendirileceği. Mart 2016

Yazdır 
T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

 

 
 

Sayı
:
62030549-120[61-2015/471]-85032
07/10/2015

Konu
:
Almanya'da ikamet eden yurt dışından sorumlu şirket   müdürüne ödenen ücretin ne şekilde vergilendirileceği.
 


  İlgi (a) da kayıtlı özelge talep formu ile ilgi (b) de kayıtlı dilekçede, Almanya vatandaşı olan ve Almanya 'da ikamet eden …'ın Şirketinizin ortağı olduğu ve Almanya'da Şirketinizin işleriyle iştigal ettiği, bu faaliyeti karşılığı kendisine ücret ödendiği belirtilerek, ödenen ücret gelirinin ne şekilde vergilendirileceği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

 

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 61'inci maddesinde; "Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

 

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

 

            …"

 

            hükümleri yer almaktadır

 

            Ülkemizle Almanya arasında akdedilerek 01.08.2012 tarihinde yürürlüğe giren Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanmakta olup söz konusu Anlaşmanın "Mukimliği" düzenleyen 4 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;

 

            "1.Bu Anlaşmanın amaçları bakımından, "bir Akit Devletin mukimi" terimi, bu Devlet, eyalet ve herhangi bir politik alt bölümü veya mahalli idaresi de dahil olmak üzere, o Devletin mevzuatı gereğince ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıda diğer herhangi bir kriter nedeniyle burada vergiye tabi olan herhangi bir kişi anlamına gelir. Ancak bu terim, yalnızca o Devletteki kaynaklardan elde edilen gelir nedeniyle, o Devlette vergiye tabi tutulan herhangi bir kişiyi kapsamaz.

            2.1 inci fıkra hükümleri dolayısıyla bir gerçek kişi her iki Akit Devletin de mukimi olduğunda, bu kişinin durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

            a) bu kişi, yalnızca daimi olarak kalabileceği bir evin bulunduğu Devletin mukimi kabul edilecektir. Eğer bu kişinin her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi varsa, bu kişi, yalnızca kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerin merkezi olan) Devletin bir mukimi kabul edilecektir;

            b) eğer kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin yer aldığı Devlet belirlenemez ise veya her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi yoksa bu kişi yalnızca kalmayı adet edindiği evin bulunduğu Devletin bir mukimi kabul edilecektir;

            c) eğer kişinin her iki Devlette de kalmayı adet edindiği bir ev varsa veya her iki Devlette de böyle bir ev söz konusu değilse, bu kişi yalnızca vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir;

            d) eğer kişi her iki Devletin de vatandaşı ise veya her iki Devletin de vatandaşı değil ise, Akit Devletlerin yetkili makamları sorunu karşılıklı anlaşma yoluyla çözeceklerdir."

 

            hükümleri öngörülmektedir.

 

            Bu hükümlere göre, bir devletin iç mevzuatına göre ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıdaki kriterler nedeniyle o devlette vergi mükellefiyeti altına giren kişiler o devletin mukimi addedilmektedir. Kişinin her iki devletin de mukimi olması durumunda ise 2 nci maddedeki kriterler uygulanmak suretiyle mukimliğin tespiti yapılmaktadır.

 

            Bu durumda, adı geçene yapılacak ücret ödemelerinin, Anlaşmanın "Bağımlı Kişisel Faaliyetler"i düzenleyen 15 inci maddesi çerçevesinde vergilendirilmesi gerekmekte olup söz konusu maddenin birinci fıkrasında,

 

            "1.16, 18, 19 ve 20 nci maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği maaş, ücret ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen söz konusu gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir."

 

            hükmü yer almaktadır.

            Diğer taraftan, söz konusu Anlaşma'nın "Yöneticilere Yapılan Ödemeler" i düzenleyen 16 ncı maddesinde; "Bir Akit Devlet mukiminin, diğer Akit Devlet mukimi olan bir şirketin yönetim kurulu üyesi olması dolayısıyla elde ettiği ücret ve diğer benzeri ödemeler bu diğer Devlette vergilendirilebilir."

            hükmü öngörülmektedir.

            Yukarıda yer alan hükümlere göre, Şirketinizin ortağı ve Almanya'daki işlerinden sorumlu müdürü ... 'ın Türkiye-Almanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının 4 üncü maddesi kapsamında Almanya'da mukim olması durumunda Almanya'da icra ettiği bağımlı faaliyetleri ile ilgili ödenen ücretlerin, Anlaşmanın 15 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca yalnızca Almanya'da vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Anlaşma hükümlerinin iç mevzuata göre değişiklik getirdiği durumlarda, Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için söz konusu Almanya mukimi kişinin Almanya'da tam mükellef olduğunun ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğinin yetkili makamlarından alınacak bir belge ile kanıtlanması ve bu belgenin aslı ile noterce veya bu ülkelerdeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen Türkçe tercümesinin bir örneğinin vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi gerekmektedir.

            Öte yandan, şirketinizin ortağının söz konusu anlaşmanın 16 ncı maddesi uyarınca elde edeceği ücret ve diğer benzeri ödemelerin Türkiye'de Gelir Vergisi Kanununun 61, 63, 94, 103 ve 104 üncü maddeleri kapsamında ücret olarak vergilendirileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 6 18.02.2016
Yurt dışı pirim ödemesinin Türkiye'de vergilendirilmesi Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
62030549-120[61-2015/494]-13734
18/02/2016

Konu
:
Yurt dışı pirim ödemesinin Türkiye'de   vergilendirilmesi


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, .. Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün …vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, 01/04/2014 tarihinden itibaren …. A.Ş.'de yönetici olarak çalıştığınızı, Türkiye'de görev sürenizin 6 ayı geçtiğini, ücretinizin bir bölümünü Türkiye'deki işvereninizden bir bölümünü de Almanya'daki işvereninizden aldığınızı, Türkiye'de ve yurtdışındaki işvereninizden elde ettiğiniz ücret gelirinizin yıllık olarak ayrı ayrı 27.000 TL'nin üzerinde olduğunu, 2014 yılında yurt dışında elde ettiğiniz tevkifata tabi tutulmamış ücret gelirinizi ve Türkiye'deki işverenden elde etmiş olduğunuz ücret gelirlerinizi 2014 yılı gelir vergisi beyannamenize dahil ettiğinizi, Türkiye'ye gelmeden önce Almanya'daki çalışmalarınıza ilişkin hakketmiş olduğunuz prim ödemesini Almanya'daki işvereniniz tarafından Türkiye'de yerleşik olduğunuz dönemde tarafınıza ödendiğini belirterek, Türkiye'ye gelmeden önceki dönemde hak etmiş olduğunuz söz konusu prim tutarının ilgili yıla ait gelir vergisi beyannamesine dahil edip etmeyeceğiniz hususunda bilgi talep ettiğiniz anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesiyle gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi tutulmuş olup, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu belirtilmiştir. Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise Türkiye'de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden tam mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 4 üncü maddesinde;

            "Aşağıda yazılı kimseler Türkiye'de yerleşmiş sayılır:

            1.İkametgahı Türkiye'de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19 uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir.);

            2. Bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye'de oturma süresini kesmez.)" hükmüne yer verilmiştir.

            Bu hükümlere göre, ikametgahı Türkiye'de bulunan veya bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturan gerçek kişiler Türkiye'de yerleşmiş sayılacaklarından, elde ettikleri gelirlerin tam mükellefiyet esasına göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

            Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesi ile ücretin, işverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu, ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, aynı Kanunun 86 ncı maddesinde ise "Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

            1- Tam mükellefiyette

            ...

            b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplam 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)..." hükmüne yer verilmiş olup, Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci gelir diliminde yer alan tutar 2014 yılı için 27.000 TL olarak belirlenmiştir.

            Aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olan mükellefler sayılmış, birinci bendinde de hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) Kanunun 103 ve 104  üncü maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hükmüne yer verilmiş olup, 95 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının gelirlerini yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, "Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi ve Vergi Kaçakçılığını Önleme Anlaşması 01/01/2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 01/08/2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

            Söz konusu Anlaşma'nın "Kapsanan Kişiler" başlıklı 1'nci maddesinde, Anlaşma'nın Akit Devletlerden birinin veya her ikisinin mukimi olan kişilere uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kişiler tarafından diğer Akit Devletten elde edilen kazançların hangi ülkede vergilendirileceğinin tespit edilebilmesi için öncelikle bu kişilerin hangi ülkede mukim olduklarının bilinmesi gerekmektedir.

            Anlaşma'nın "Mukim" başlıklı 4'üncü maddesinin 1 ve 2 numaralı fıkraları;

            "1. Bu Anlaşmanın amaçları bakımından, "bir Akit Devletin mukimi" terimi, bu Devlet, eyalet ve herhangi bir politik alt bölümü veya mahalli idaresi de dahil olmak üzere, o Devletin mevzuatı gereğince ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıda diğer herhangi bir kriter nedeniyle burada vergiye tabi olan herhangi bir kişi anlamına gelir. Ancak bu terim, yalnızca o Devletteki kaynaklardan elde edilen gelir nedeniyle, o Devlette vergiye tabi tutulan herhangi bir kişiyi kapsamaz.

            2. 1 inci fıkra hükümleri dolayısıyla bir gerçek kişi her iki Akit Devletin de mukimi olduğunda, bu kişinin durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

            a) bu kişi, yalnızca daimi olarak kalabileceği bir evin bulunduğu Devletin mukimi kabul edilecektir. Eğer bu kişinin her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi varsa, bu kişi, yalnızca kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerin merkezi olan) Devletin bir mukimi kabul edilecektir;

            b) eğer kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin yer aldığı Devlet belirlenemez ise veya her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi yoksa bu kişi yalnızca kalmayı adet edindiği evin bulunduğu Devletin bir mukimi kabul edilecektir;

            c) eğer kişinin her iki Devlette de kalmayı adet edindiği bir ev varsa veya her iki Devlette de böyle bir ev söz konusu değilse, bu kişi yalnızca vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir;

            d) eğer kişi her iki Devletin de vatandaşı ise veya her iki Devletin de vatandaşı değil ise, Akit Devletlerin yetkili makamları sorunu karşılıklı anlaşma yoluyla çözeceklerdir."

hükmünü öngörmektedir.

            Anlaşma'nın "Bağımlı Kişisel Faaliyetler"i düzenleyen 15 inci maddesinin 1 ve 2 numaralı fıkraları;

            "1. 16, 18, 19 ve 20 nci maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği maaş, ücret ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen söz konusu gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

            2. 1 inci fıkra hükümlerine bakılmaksızın, bir Akit Devlet mukiminin diğer Akit Devlette ifa ettiği hizmet dolayısıyla elde ettiği gelir, eğer:

            a) gelir elde eden kişi, diğer Devlette, ilgili mali yıl içinde başlayan veya biten herhangi bir 12 aylık dönemde, bir veya birkaç seferde toplam 183 günü aşmayan bir süre kalırsa, ve

            b) ödeme, diğer Devletin mukimi olmayan bir işveren tarafından veya bu işveren adına yapılırsa, ve

            c) ödeme, işverenin diğer Devlette sahip olduğu bir işyerinden veya sabit yerden yapılmazsa

            yalnızca ilk bahsedilen Devlette vergilendirilecektir."

            hükmünü öngörmektedir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, 15 inci maddenin 1 inci fıkrası uyarınca Anlaşmanın 4 üncü maddesi çerçevesinde Türkiye mukimi (yerleşik) kabul edilen bir kişinin bağımlı faaliyetlerden elde ettiği gelirleri vergileme hakkı, hizmet Almanya'da ifa edilmedikçe yalnızca Türkiye'ye ait bulunmakta olup, vergileme iç mevzuat hükümlerimiz çerçevesinde yapılacaktır.

            Almanya'daki işverence şahsınıza Türkiye'ye yerleştikten sonra yapılmış olan prim ödemesi Türkiye'deki bir hesap üzerinden yapılmış olsa dahi Türkiye'ye yerleşmeden önce Almanya'da ifa edilen hizmetin karşılığı olması nedeniyle, elde edilen ücret geliri yukarıda bahsedilen 15 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmü uyarınca, Türkiye'nin vergilendirme hakkı dışında kalmaktadır.

            Buna göre, adınıza yapılan prim ödemesinin Türkiye'ye gelmeden önce Almanya'daki çalışmalarınızın karşılığı olduğunun ispatlanması halinde elde edilen gelir üzerinden Türkiye'nin vergi alma hakkı doğmayacağından, söz konusu prim ödemeleri Türkiye'de gelir vergisine tabi bulunmayacak olup, aksi durumda söz konusu ödemenin tarafınızca verilen yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmesi gerekecektir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 7 17.02.2016
Yurt dışı şantiyesinde çalışan personele yapılan ücret ödemeleri üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
62030549-120[94-2014/463]-13333
17/02/2016

Konu
:
Yurt dışı şantiyesinde çalışan personele yapılan ücret   ödemeleri üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, yurt dışı şantiyesinde (Irak) Türkiye'den gelen personelin yanı sıra Irak'ta yerleşik personelin de çalıştığı, ücret ödemelerinin Türkiye'den yapıldığı belirtilerek, şirketiniz tarafından yapılan ücret ödemeleri üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı ile söz konusu ödemelerin kurum kazancından indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hususlarında bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde; "Gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tâbidir. Gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır." denilmiş, aynı Kanunun 3 üncü maddesinde ise "Aşağıda yazılı gerçek kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirler:

            1. Türkiye'de yerleşmiş olanlar;

            2. (202 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişen bent) Resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısiyle yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları (Bu gibilerden, bulundukları memleketlerde elde ettikleri kazanç ve iratları dolayısiyle Gelir Vergisi'ne veya benzeri bir vergiye tabi tutulmuş bulunanlar, mezkur kazanç ve iratları üzerinden ayrıca vergilendirilmezler.)" hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanun un 6 ncı maddesinde, Türkiye'de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin sadece Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirileceği hükme bağlanmış,  Kanun'un "Dar Mükellefiyet"e ilişkin "Kazanç ve iradın Türkiye'de elde edilmesi" başlıklı 7'inci maddesinde; "Dar mükellefiyete tabi kimseler bakımından kazanç ve iradın Türkiye'de elde edildiği aşağıdaki şartlara göre tayin olunur:

            …

            3. Ücretlerde:

            a) Hizmetin Türkiye'de ifa edilmiş veya edilmekte olması veya Türkiye'de değerlendirilmesi;

            ...

            Bu maddenin 3 üncü, 4 üncü, 5 inci ve 7 inci bentlerinde sözü edilen değerlendirmeden maksat, ödemenin Türkiye'de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa, Türkiye'de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır.";

            61 inci maddesinde, "Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

            …" hüküm altına alınmıştır.

            Aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, tevkifat yapmakla sorumlu olanlar sayılmış olup anılan fıkranın (1) numaralı bendinde, hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre tevkifat yapılacağı hükme bağlanmıştır.

            Öte yandan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında; Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanunî veya iş merkezi Türkiye'de bulunanların, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirileceği hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun 6 ncı maddesinde de; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde sayılan giderler indirilebilecektir.

            Aynı Kanunun 5 inci maddesinin (h) bendinde ise; yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlar, kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre de, iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesi kabul edilmemiştir.

            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin; "(5.9.) Yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançlarda istisna"başlıklı bölümünde; "Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye'de genel sonuç hesaplarına aktarılan kazançlar, herhangi bir koşula bağlanmaksızın kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

            ...

            Bu istisnanın uygulanması açısından, yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançların Türkiye'ye getirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Söz konusu kazançların Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilmesi istisnadan yararlanılması için yeterlidir.

            Öte yandan, yurt dışındaki şubelerden elde edilen kazançların genel sonuç hesaplarına intikal ettirilmesinde, faaliyette bulunulan yabancı ülkenin mevzuatına göre hesap döneminin kapandığı tarih itibarıyla ilgili ülke mevzuatına göre tespit edilen faaliyet sonucu, Türkiye'de de aynı tarih itibarıyla genel sonuç hesaplarına kaydedilecektir. Bu hususun Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilmesinde, kazancın kambiyo mevzuatına göre fiilen Türkiye'ye getirilmesinin herhangi bir etkisi olmayacaktır. Faaliyette bulunulan yabancı ülkede kazanca tasarruf edilebilmesi yeterlidir.

            Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazanç, hesaplara intikal ettirilmesi gereken tarihte T.C. Merkez Bankasının o gün için tespit ve ilan ettiği döviz alış kurlarıyla değerlendirilecektir. T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan olunmayan yabancı paralarda ise Maliye Bakanlığının Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit ve ilan ettiği kurlar dikkate alınacaktır.

            Yurt dışı faaliyet sonucunda elde edilen kazançlar elde edildiği dönem itibarıyla, Türkiye'de ilgili olduğu geçici vergi matrahının tespitinde de dikkate alınacaktır.

            ..."

            açıklamaları yer almaktadır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketiniz tarafından yurt dışı şantiyesinde çalışmak üzere Türkiye'den gönderilen personelin Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin (2) numaralı bendi uyarınca tam mükellef sayılması, Türkiye içinde ve dışında elde ettiği tüm kazanç ve iratları üzerinden Türkiye'de gelir vergisine tabi tutulması, Irak mukimi personelin şirketinizden elde ettiği ücret gelirlerinin ise dar mükellef gerçek kişi olarak Türkiye'de vergilendirilmesi, bu itibarla, yapılan ücret ödemeleri üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

            Diğer taraftan, Irak'taki işyeriniz tarafından yürütülen inşaat işinden elde edilecek ve faaliyette bulunulan yabancı ülkenin mevzuatına göre tespit edilen ve Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilecektir.

           5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında; iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilmeyeceği ifade edilmektedir.

            Bu durumda, yurt dışındaki inşaat işinde çalıştırdığınız işçilerinize ödenen ücretler ve bunlar için ödenen sigorta primleri ile diğer giderlerinizin istisnaya konu yurt dışı kazancın tespitinde gider veya maliyet olarak dikkate alınması gerekmekte olup, bu giderlerin istisna dışı diğer faaliyetlerden elde ettiğiniz kurum kazançlarınızdan indirimi mümkün değildir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 8 17.02.2016
Yurtdışından döviz olarak elde edilen ücretin gelir vergisi istisnası Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
38418978-120[23-15/12]-6574
17/02/2016

Konu
:
Yurtdışından döviz olarak elde edilen ücretin gelir   vergisi istisnası


İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 01.07.2015 tarihinden itibaren … Belçika'nın görevlendirmesiyle Türkiye'de mukim herhangi bir kuruluşa bağlı olmaksızın çalışmaya başladığınız, Türkiye'deki görev ve sorumluluklarınızın Türkiye'de çelik endüstrisinin durumunu araştırmak ve yurt dışındaki işverenize raporlamak olduğu, ücretinizin tamamını Belçika'daki işverenizden döviz olarak alacağınız belirtilerek, Belçika'dan elde ettiğiniz ücret gelirinin Türkiye'de gelir vergisine tabi olup olmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

             Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin 14 üncü bendinde, kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hüküm altına alınmıştır.

 

             147 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "Kanuni ve İş Merkezi Türkiye'de Olmayan Dar Mükellefiyete Tabi İşverenlerce Hizmet Erbabına Döviz Olarak Ödenen Ücretler" başlıklı 1-c bölümünde;

 

            "İstisna hükmünün uygulanmasında, aşağıdaki hususlara dikkat edilecektir.

 

            -İşveren sıfatıyla ücret ödemesinde bulunan kurumların, Türkiye'de herhangi bir kanuni merkezinin veya iş merkezinin bulunmaması gerekir. Türkiye'de kanuni ve iş merkezi olmayan kurumların ise tam mükellef oldukları devlette hangi statüyü taşıdıkları, tüzel kişiliklerinin bulunup bulunmadığı herhangi bir iktisadi işletmelerinin varlığı ya da yokluğu önem taşımayacaktır.

 

            -Türkiye'de hizmet arzeden gerçek kişinin işveren sıfatıyla bağlı olduğu dar mükellef kurum, söz konusu kişiye döviz olarak ödediği ücretleri, doğrudan doğruya yurt dışında elde ettiği gelirinden ayırıp vermeli, hiç bir zaman için Türkiye'de elde ettiği kazanç ile ilgilendirmemelidir. Bu çerçevede hizmet erbabının Türkiye'de tam mükellef veya dar mükellef statüsünü taşıması hiçbir önem taşımayacaktır. Ödeme, yurt dışında elde edilen gelir üzerinden yapılacağı için, Türkiye'deki faaliyetler nedeniyle bu ücretler Gelir Vergisi Kanununun 40'ıncı maddesi hükmüne göre gider olarak dikkate alınmayacaktır..."

 

             açıklamalarına yer verilmiştir.

 

             Buna göre, kanunî ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan dar mükellefiyete tâbi kurumların bünyesinde çalışan hizmet erbabına ödenen ücretlere istisna uygulanabilmesi için;

 

             1-Türkiye'de hizmet arzeden gerçek kişinin bağlı olduğu işverenin dar mükellef kurum olması, bu kurumun da Türkiye'de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,

 

            2-Dar mükellef kurumda çalışan kişinin hizmet erbâbı ve yapılan ödemenin de ücret niteliğinde olması,

 

            3-Dar mükellef kurumun Türkiye'deki personeline yapılacak ödemenin bu kurumun yurtdışı kazançlarından karşılanması,

 

            4-Ücretin döviz olarak ödenmesi,

 

            5-Ödenen ücretin dar mükellef kurumun Türkiye'deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi

 

            şartlarının bir arada taşıması gerekmektedir.

 

             Diğer taraftan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Tevkifata tabi olmayan ücretler" başlıklı 95 inci maddesinde, ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının bu ücret gelirleri için yıllık beyanname vermelerinin gerektiği hükme bağlanmıştır.

 

             İlgide kayıtlı özelge talep formu ekinde yer alan iş kontratındaki belirlemelerden ifa edeceğiniz hizmetinize ilişkin ücretinizin yıllık net 41.760 Euro olduğu, çalışma zamanının ortalama %70 ini Türkiye'de %30 unu Belçika'da geçireceğiniz, ancak ücretin Türkiye kısmının Belçika Ulusal Bankası'nın yayınladığı 2015'in ikinci yarısının ortalama döviz kuru esas alınarak Türk Lirası olarak ödeneceği anlaşılmaktadır.

 

            Bu hüküm ve açıklamalara göre;

 

            - Dar mükellefe bağlı olarak çalışmanız karşılığında anılan kurumun doğrudan doğruya yurt dışından elde ettiği kazanç üzerinden döviz olarak tarafınıza ödenen ücret, yukarıdaki şartların da sağlanması halinde Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendine göre gelir vergisinden müstesna olacaktır.

 

            - Bağlı olduğunuz dar mükellef işvereninizin Türkiye'de kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunması halinde elde etmiş olduğunuz ücret geliriniz için söz konusu istisnadan yararlanmanız mümkün olmayacaktır.

 

            - Dar mükellef kuruma bağlı olarak çalışmanız karşılığında çalışma zamanının Türkiye'de geçirilen kısmı için, anılan kurum tarafından döviz olarak ücret ödemesi yapılmaması ve çalışma zamanının Belçika'da geçirilen kısmı için ise hizmetin yurt dışında icra edilmesi nedeniyle, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunan Kurumdan elde etmiş olduğunuz ücret gelirinizin tamamı için Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendinde yer alan gelir vergisi istisnasından yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır.

 

            - İstisnadan yararlanmanızın mümkün bulunmadığı durumlarda, yurt dışında mukim firma tarafından ücret ödemeleri üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmayacağından, söz konusu ücret gelirinizin Gelir Vergisi Kanununun 95/1 inci maddesi gereğince yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmektedir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 9 17.02.2016
Yurt dışında çalışan eşten dolayı ücretli çalışan eşin asgari geçim indiriminden faydalanıp faydalanmayacağı Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü
Sayı
:
62030549-120[32-2015/585]-13339
17/02/2016

Konu
:
Yurt dışında çalışan eşten dolayı ücretli çalışan eşin   asgari geçim indiriminden faydalanıp faydalanmayacağı


 İlgide kayıtlı özelge talep formunda; eşinizin yurt dışında çalıştığı, Türkiye'de ücret gelirinin bulunmadığı belirtilerek, eşinizden dolayı asgari geçim indiriminden faydalanıp faydalanamayacağınız hususunda bilgi talep ettiğiniz anlaşılmış olup konu hakkında Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

 

             193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32 nci maddesinde; Ücretin gerçek usulde vergilendirilmesinde asgari geçim indiriminin  uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

 

            

            Asgari geçim indirimine ilişkin açıklamaların yapıldığı 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin; "6.Medeni Durum ve Eşin Gelirinin Olmadığının Tespiti" başlıklı bölümünde;

 

            " Ücretliler, medeni durumları ve çocuk sayıları ile eşinin iş ve gelir durumu hakkında Tebliğ ekinde yer alan  "Aile Durumu Bildirimi" (EK:1) ile işverenlerine bildirimde bulunacaklardır. Durumlarında herhangi bir değişiklik olması halinde (evlenme, boşanma, ölüm, doğum vb.) bu değişiklikleri işverene bir ay içerisinde bildireceklerdir. Asgari geçim indirimi oranını etkileyen değişiklikler, söz konusu değişikliğin işverene bildirildiği tarih itibariyle uygulanacak olup, eşlerin her ikisinin de ücretli olması halinde çocuklar yalnızca sosyal güvenlik yönünden tabi oldukları eşin bildirimine dahil edilecektir.

 

            Bu uygulamada eşin çalışmadığı ve herhangi bir gelirinin olmadığına ilişkin olarak (aksi tespit edilmediği sürece) ücretlinin beyanı yeterli olacaktır.

 

            Sadece ücret geliri elde eden eş, "çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş" kapsamında değerlendirilmeyecektir. Bunlar dışındakiler ise çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş kapsamında değerlendirilecek olup, münhasıran emekli maaşı alanlar da çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş olarak kabul edilecektir."açıklamalarına yer verilmiştir.

 

            Öte yandan, aynı Genel Tebliğinin "Uygulamanın Esasları" başlığını taşıyan 3. bölümünde ise, dar mükellefiyet kapsamında ücret geliri elde edenlerin asgari geçim indiriminden yararlanamayacakları açıklanmıştır.

 

        

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, eşinizin yurt dışında çalışıyor olması nedeniyle eşinizden dolayı asgari geçim indiriminden yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 

 
Yazdır 10 17.02.2016
Hindistan mukimi şirkete verilen danışmanlık hizmeti karşılığı Hindistan'da yetkili makama ödenen tevkifatın Türkiye'de ödenecek gelir vergisi ve gelir geçici vergiden mahsubu. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

ANTALYA VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü
Sayı
:
49327596-120[GVK.ÖZ.2014.83]-57
17/02/2016

Konu
:
Hindistan mukimi şirkete verilen danışmanlık hizmeti   karşılığı Hindistan'da yetkili makama ödenen tevkifatın Türkiye'de ödenecek   gelir vergisi ve gelir geçici vergiden mahsubu.


İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şahsınızın Hindistan'da iş yeri bulunmaksızın Hindistan mukimi bir firmaya teknik hizmet- danışmanlık hizmeti verdiği, verilen bu hizmet dolayısıyla danışmanlık hizmeti faturası düzenlediği, bu faturaya ilişkin olarak Hindistan mukimi firmanın ödeme yaparken sözleşme gereği vergi mevzuatı çerçevesinde % 20 oranında tevkifat yaptığı ve tevkif edilen vergiyi şahsınız adına yetkili makama ödediği belirtilerek, şahsınız adına Hindistan'da yetkili makama ödenen tevkifat tutarının Türkiye'de ödenecek gelir vergisi ve gelir geçici vergiden mahsup edilip edilmeyeceği hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

 

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 3'üncü maddesinde; "Aşağıda yazılı gerçek kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirler:

 

            1.Türkiye'de yerleşmiş olanlar;

 

            2-Resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları (Bu gibilerden, bulundukları memleketlerde elde ettikleri kazanç ve iratları dolayısıyla Gelr Vergisi'ne veya benzeri bir vergiye tabi tutulmuş bulunanlar, mezkur kazanç ve iratları üzerinden ayrıca vergilendirilmezler.)"

 

            6'ncı maddesinde, "Türkiye'de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler sadece Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilirler."

 

            7'nci maddesinde "Dar mükellefiyete tabi kimseler bakımından kazanç ve iradın Türkiye'de elde edildiği aşağıdaki şartlara göre tayin olunur:

 

            4. Serbest meslek kazançlarında: Serbest meslek faaliyetlerinin Türkiye'de icra edilmesi veya Türkiye'de değerlendirilmesi;

 

            ...........

 

            Bu maddenin 3'üncü, 4'üncü, 5'inci ve 7'inci bentlerinde sözü edilen değerlendirmeden maksat, ödemenin Türkiye'de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa, Türkiye'de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır."

 

            8'inci maddesinde, "7'nci maddenin 1 numaralı bendinde yazılı iş yeri, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tayin olunur.

 

            Aynı maddede yazılı daimi temsilci, bir hizmet veya vekalet akdi ile temsil edilene bağlı olup, onun nam ve hesabına muayyen veya gayrimuayyen bir müddetle veya müteaddit ticari muameleler ifasına yetkili bulunan kimsedir."hükümleri yer almakta olup söz konusu Kanunun 65'inci maddesinde ise Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

 

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır." hükmüne yer verilmiştir.

 

             "Öte yandan, "Türkiye Cumhuriyeti ile Hindistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması" 01.01.1994 tarihinden itibaren uygulanmakta olup, söz konusu Anlaşmanın "Gayrimaddi Hak Bedelleri ve Teknik Hizmet Ücretleri" başlıklı 12 nci maddesinde;

 

            "1. Bir Akit Devlette doğan ve diğer Akit Devletin bir mukimine ödenen gayrimaddi hak bedelleri ve teknik hizmet ücretleri, bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

 

            2. Bununla beraber, sözkonusu gayrimaddi hak bedelleri veya teknik hizmet ücretleri elde edildikleri Akit Devlette ve o Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak, gayrimaddi hak bedeli ve teknik hizmet ücretleri elde eden kişi gayrimaddi hak bedeli veya teknik hizmet ücretlerinin gerçek lehdarı ise bu şekilde alınacak vergi, gayrimaddi hak bedelinin veya teknik hizmet ücretlerinin gayrisafi tutarının yüzde 15'ini aşmayacaktır.

 

            ...

 

            4. Bu maddede kullanılan "teknik hizmet ücretleri" terimi, ödemeleri yapan kişinin istihdam ettiği kişilere yapılan ödemelerin dışında herhangi bir kişiye yönetim, teknik veya danışma nitelikli hizmetler karşılığında, diğer personel veya teknik hizmetler sağlama da dahil ödemeleri ifade eder.

 

            5. Bir Akit Devlet mukimi olan gayrimaddi hak bedelinin veya teknik hizmet ücretlerinin gerçek lehdarı, sözkonusu bedelin veya teknik hizmet ücretlerinin elde edildiği diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunursa ve sözkonusu gayrimaddi hak bedelinin veya teknik hizmet ücretlerinin ödendiği hak veya varlık ile bu işyeri arasında etkin bir bağ bulunmaktaysa, 1 inci ve 2 nci fıkra hükümleri uygulama dışı kalacaktır. Bu durumda 7 nci madde hükümleri uygulanacaktır.

 

            6. Gayrimaddi hak bedelleri veya teknik hizmet ücretleri ödeyen, bir Devletin kendisi,bir politik alt bölümü, bir mahalli idaresi veya bir mukimi olduğunda, gayrimaddi hak bedelleri veya teknik hizmet ücretlerinin, o Akit Devlette elde edildiği kabul olunacaktır. Bununla beraber, gayrimaddi hak bedeli veya teknik hizmet ücretlerini ödeyen kişi bir Akit Devletin mukimi olsun veya olmasın, bir Akit Devlette gayrimaddi hak bedelini veya teknik hizmet ücretlerini ödemeye neden olan hak veya varlık veya sözleşme ile bağlantılı bir işyerine veya sabit bir yere sahip olduğunda ve bu gayrimaddi hak bedeli veya teknik hizmet ücretleri bu işyerinden veya sabit yerden kaynaklandığında, sözkonusu gayrimaddi hak bedelinin veya teknik hizmet ücretlerinin, işyerinin veya sabit yerin bulunduğu Akit Devlette elde edildiği kabul olunacaktır.

 

            ..."

 

            hükümlerine yer verilmiştir.

 

            Diğer taraftan, Anlaşmanın Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi başlıklı 22 nci maddesinde ise;

            "...

 

            3. Türkiye mukimleri için çifte vergilendirme aşağıdaki şekilde önlenecektir:

 

            a) Bir Türkiye mukimi, b) bendinde kavranan gelir hariç olmak üzere, bu Anlaşmanın hükümlerine göre Hindistan'da vergilendirilebilir bir gelir elde ettiğinde Türkiye, bu geliri vergiden muaf tutacaktır. Ancak, bu kişinin geriye kalan gelirine ilişkin verginin hesaplanmasında, söz konusu gelire, istisna bulunmaması halinde uygulanacak olan vergi oranını uygulayabilir.

 

            b) Bir Türkiye mukimi, bu Anlaşmanın 10, 11, 12 nci maddeleri ve 13 üncü maddesinin 4 üncü fıkrası hükümlerine göre, Hindistan'da vergilendirilebilir bir gelir elde ettiğinde, Türkiye bu kişinin söz konusu gelirleri üzerindeki vergiden Hindistan'da ödenen vergiye eşit bir meblağın mahsubuna izin verecektir.

 

            Bununla beraber, söz konusu mahsup, Hindistan'da vergilendirilebilen gelire isabet eden mahsuptan önce Türkiye'de hesaplanan gelir vergisi miktarını aşmayacaktır."

 

            hükümleri yer almaktadır.

 

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, Hindistan mukimi şirkete verilen teknik ve danışma nitelikli hizmetler ile ilgili olarak yapılacak ödemelerin Anlaşmanın 12 nci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca teknik hizmet ücreti kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Hindistan mukimi firma tarafından söz konusu hizmetler karşılığında yapılan ödemeleri vergilendirme hakkı 1 inci fıkra uyarınca Türkiye'ye aittir. Ancak, Hindistan'ın da 2 nci fıkra uyarınca bu ödemelerden vergi alma hakkı bulunmakta olup, gelirin 6 ncı fıkra kapsamında Hindistan'da elde edilmesi ve Türkiye'de mukim ve gelirin gerçek lehdarı olmanız durumunda alınacak bu vergi, teknik hizmet ücreti gayrisafi tutarının %15'ini aşamayacaktır. Söz konusu ödemeler üzerinden Hindistan'da Anlaşma'ya uygun olarak ödenen vergiler anılan Anlaşmanın Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi başlıklı 22 nci maddesinin 3 (b) fıkrası çerçevesinde mahsup edilecektir.

 

            Türkiye - Hindistan Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması hükümlerinden yararlanabilmeniz için İngilizce mukimlik belgesinin tarafınızca Hindistan yetkili makamlarına ibrazı gerekmektedir. Söz konusu belgenin düzenlenerek tarafınıza verilebilmesi için ise, Gelir İdaresi Başkanlığının www.gib.gov.tr  web sayfasından ulaşılabilecek olan 20.12.2013 tarihli ve 3 sayılı Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları Sirkülerinde yapılan açıklamalara göre başvuruda bulunmanız gerekmektedir."

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 11 01.02.2016
Mükellefin eşinin önceki evliliğinden olan ve velayeti eşinde bulunan çocuk için asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağı Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
38418978-120[32-15/3]-4323
01/02/2016

Konu
:
Mükellefin eşinin önceki evliliğinden olan ve velayeti   eşinde bulunan çocuk için asgari geçim indiriminden yararlanıp   yararlanamayacağı


 İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Müdürlüğünüzde daimi işçi olarak çalışan …'nın çalışmayan eşinin eski eşinden çocuğunun bulunduğu, çocuğun velayetinin annede olduğu ve birlikte ikamet ettikleri belirtilerek, adı geçen personelinizin bu çocuktan dolayı asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağı hususunda görüş talep edilmektedir.

 

            193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 32 nci maddesinde; "(5615 sayılı kanunun 2 nci maddesiyle değişen madde Yürürlük; 1/1/2008 tarihinden itibaren elde edilecek gelirlere uygulanmak üzere 04.04.2007) Ücretin gerçek usûlde vergilendirilmesinde asgarî geçim indirimi uygulanır.

            Asgarî geçim indirimi; ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgarî ücretin yıllık brüt tutarının; mükellefin kendisi için % 50'si, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için % 10'u, çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere; ilk iki çocuk için % 7,5,(6445 Sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle eklenen ibare Yürürlük;01.05.2015)üçüncü çocuk için %10, diğer çocuklar için % 5'idir. Gelirin kısmî döneme ait olması halinde, ay kesirleri tam ay sayılmak suretiyle bu süreye isabet eden indirim tutarları esas alınır. Asgarî geçim indirimi, bu fıkraya göre belirlenen tutar ile 103 üncü maddedeki gelir vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranın çarpılmasıyla bulunan tutarın, hesaplanan vergiden mahsup edilmesi suretiyle uygulanır. Mahsup edilecek kısmın fazla olması halinde iade yapılmaz.

            İndirimin uygulamasında "çocuk" tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları, "eş" tabiri ise, aralarında yasal evlilik bağı bulunan kişileri ifade eder.

            İndirim tutarının tespitinde mükellefin, gelirin elde edildiği tarihteki medenî hali ve aile durumu esas alınır. İndirim, yukarıdaki oranlara göre hesaplanan tutarları aşmamak kaydıyla, ücret geliri elde eden aile fertlerinden her biri için ayrı ayrı, çocuklar için eşlerden yalnızca birisinin gelirine uygulanır. Boşananlar için indirim tutarının hesabında, nafakasını sağladıkları çocuk sayısı dikkate alınır…" hükmüne yer verilmiştir.

            Diğer taraftan asgari geçim indiriminin uygulamasına ilişkin olarak yayımlanan 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "Medeni Durum ve Eşin Gelirinin Olmadığının Tespiti" başlığını taşıyan 6. bölümünde, " Ücretliler, medeni durumları ve çocuk sayıları ile eşinin iş ve gelir durumu hakkında Tebliğ ekinde yer alan "Aile Durumu Bildirimi" (EK:1) ile işverenlerine bildirimde bulunacaklardır. Durumlarında herhangi bir değişiklik olması halinde (evlenme, boşanma, ölüm, doğum vb.) bu değişiklikleri işverene bir ay içerisinde bildireceklerdir. Asgari geçim indirimi oranını etkileyen değişiklikler, söz konusu değişikliğin işverene bildirildiği tarih itibariyle uygulanacak olup, çocuklar sosyal güvenlik yönünden tabi oldukları eşin bildirimine dahil edilecektir.

            Bu uygulamada eşin çalışmadığı ve herhangi bir gelirinin olmadığına ilişkin olarak (aksi tespit edilmediği sürece) ücretlinin beyanı yeterli olacaktır." denilmiştir.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar uyarınca;

 

            - Çalışmayan eşinin nafaka almaması,

 

            - Mahkeme tarafından nafaka ödemesine karar verilmesine rağmen boşandığı eşinin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi,

 

            - Çocuğun babasının asgari geçim indiriminden yararlanmaması,

 

            - Velayeti mahkeme kararıyla anneye verilen çocuğun anne ile birlikte oturması ve geçim giderlerinin çalışan eş (kurumunuz personeli) tarafından karşılanması

 

            kaydıyla söz konusu çocuk için …'nın asgari geçim indiriminden yararlanması mümkün bulunmaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 12 18.02.2016
Serbest meslek faaliyeti kapsamında zorunlu olarak yaptırılan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe bedelinin gider olarak indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

KAYSERİ VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
50426076-120[68-2015/20-591]-42
18/02/2016

Konu
:
Serbest meslek faaliyeti kapsamında zorunlu olarak   yaptırılan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası   poliçe bedelinin gider olarak indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hk.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, diş hekimliği yaptığınız, serbest meslek faaliyetinize ilişkin zorunlu olarak yaptırdığınız tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe bedelinin gider olarak indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlımız görüşü talep edilmiştir.

 

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Serbest Meslek Kazancının Tarifi" başlıklı 65 inci maddesinde, "Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

 

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır. ..."

 

            hükmü yer almaktadır.

 

            Anılan Kanunun 67 nci maddesinde, serbest meslek kazancının, bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ile diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden, bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan fark olduğu hükme bağlanmış ve kazancın Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tutulan serbest meslek kazanç defterine istinaden tespit edileceği belirlenmiştir. Serbest meslek kazancının tespitinde hasılattan hangi giderlerin indirilebileceği ise 68 inci maddede sayılmıştır.

 

            Öte yandan, 30.01.2010 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8 inci maddesi ile 1219 sayılı Kanuna eklenen Ek 12 nci maddede, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama sebebi ile kişilere verebilecekleri zararlar ile bu sebeple kendilerine yapılacak rücuları karşılamak üzere mesleki malî sorumluluk sigortası yaptırmak zorunda olduğu, zorunlu mesleki malî sorumluluk sigortasının, mesleklerini serbest olarak icra edenlerin kendileri tarafından yaptırılacağı hüküm altına alınmıştır.

 

            Buna göre, 1219 sayılı Kanuna 5947 sayılı Kanunla eklenen Ek  12 nci madde uyarınca diş hekimliği mesleğinizi serbest olarak icra ederken, tıbbi kötü uygulama sebebi ile kişilere verilebilecek zararlar ile bu sebeple kendinize yapılacak rücuların karşılanması amacıyla yaptırılması gerekli olan mesleki malî sorumluluk sigortasına ilişkin kanuni zorunluluk kapsamında ödenen prim tutarının serbest meslek kazancınızın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 13 16.02.2016
İhtiyaç Sahibine Yapılan İnşaat Malzemesi Yardımının Gelir Vergisi Matrahından İndirilip İndirilemeyeceği Mart 2016

Yazdır 

T.C.

DÜZCE VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

 
Sayı
:
13334133-GVK-01-5
16/02/2016

Konu
:
İhtiyaç Sahibine Yapılan İnşaat Malzemesi Yardımının   Gelir Vergisi Matrahından İndirilip İndirilemeyeceği


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, mali müşavirlik faaliyetinde bulunduğunuzu, evi yanan bir vatandaşın valilik onayı ile yardım topladığını, bu vatandaşa evini tekrar yapabilmesi için tarafınızca 10.000 TL tutarında inşaat malzemesi alınarak  teslim etmek istediğiniz belirtilerek, yapmış olduğunuz bağışın yıllık gelir vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda görüş talep edilmektedir.

 

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinde, gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirilebilecek giderler açıklanmış olup, 10 uncu bendine göre Başbakanlıkça veya Bakanlar Kurulunca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni ve nakdî bağışların tamamının gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

 

            Bu hüküm ve açıklamalara göre Valilik tarafından verilen izinle yardım toplayan vatandaşa yapacağınız bağışın, Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca başlatılan yardım kampanyası kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından, Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi kapsamında indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 14 17.02.2016
Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde okuyan öğrencinin asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağı. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü
Sayı
:
62030549-120[32-2016/20]-13337
17/02/2016

Konu
:
Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde okuyan   öğrencinin asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağı.


İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, matbaa sektöründe sigortalı olarak çalıştığınız, 04/10/1993 doğumlu çocuğunuzun Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümünde okuduğunu belirtilerek, söz konusu çocuğunuz için asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Asgari Geçim İndirimi" başlıklı 32 nci maddesinde; "ücretin gerçek usûlde vergilendirilmesinde asgarî geçim indirimi uygulanır.

 

              ....

 

            İndirimin uygulamasında "çocuk" tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları, "eş" tabiri ise, aralarında yasal evlilik bağı bulunan kişileri ifade eder.…" hükmü yer almaktadır.

 

            Öte yandan, asgari geçim indirimi uygulamasına ilişkin usul ve esaslar 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde açıklanmış olup, Tebliğin "Medeni Durum ve Eşin Gelirinin Olmadığının Tespiti" başlığını taşıyan 6 numaralı bölümünde,

 

            "Ücretliler, medeni durumları ve çocuk sayıları ile eşinin iş ve gelir durumu hakkında Tebliğ ekinde yer alan  "Aile Durumu Bildirimi" (EK:1) ile işverenlerine bildirimde bulunacaklardır. Durumlarında herhangi bir değişiklik olması halinde (evlenme, boşanma, ölüm, doğum vb.) bu değişiklikleri işverene bir ay içerisinde bildireceklerdir. Asgari geçim indirimi oranını etkileyen değişiklikler, söz konusu değişikliğin işverene bildirildiği tarih itibariyle uygulanacak olup, eşlerin her ikisinin de ücretli olması halinde çocuklar yalnızca sosyal güvenlik yönünden tabi oldukları eşin bildirimine dâhil edilecektir." denilmiştir.

 

            Diğer taraftan, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 18 inci maddesinde örgün eğitim kurumlarının, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, orta öğretim ve yüksek eğitim kurumlarından ibaret olduğu belirtilmiştir.

 

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, açık öğretim okullarında (açık ilköğretim, açık lise,  açık öğretimi fakültesi gibi) okuyan çocuklar ile öğretim gördükleri okullarda beklemeli durumda olanların öğrenci olarak kayıtlarının devam ettiği ve 25 yaşını doldurmamış olmaları şartıyla bakmakla yükümlü oldukları kişilerce "Aile Durumu Bildirimine" dâhil edilmek suretiyle asgari geçim indirimi hesabında dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

 

            Buna göre, bakmakla yükümlü olduğunuz Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümünde okuyan 04/10/1993 doğumlu çocuğunuzun herhangi bir işyerinde çalışıp asgari geçim indiriminden yararlanmaması şartıyla, 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde açıklanan esaslar dâhilinde "tahsilde olan çocuk" kapsamında asgari geçim indiriminden faydalanmanız mümkün bulunmaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 

VERGİ USUL KANUNU Tarih Açıklama GİB'de Yayım Dönemi
1 01.12.2015
Stoklarda mevcut ilaçların bozulduğunun tespitini müteakip dönemde imha işleminin gerçekleştirilmesi durumunda muhasebe kaydının hangi dönem için yapılacağı hk Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Sayı
:
11395140-105[278-2015/VUK-1-19050]-99358
01/12/2015

Konu
:
Stoklarda mevcut ilaçların bozulduğunun tespitini müteakip dönemde imha işleminin gerçekleştirilmesi durumunda muhasebe   kaydının hangi dönem için yapılacağı hk.
 
         


 

 

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda;

 

            Yurt dışından ithal ettiğiniz ilaçların (farmasötik) yurt içinde satış ve pazarlamasını yaptığınız, 31/12/20.. tarihinde stok emtianız arasında yer alan ilaçlardan bazılarında kalite kusuru tespit edildiği ve kullanılamaz ve satılamaz duruma geldiği, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun bilgilendirildiği, adı geçen Kurum tarafından ilaçların bu hali ile kullanılamaz olduğunun kabul edildiği ve 2. sınıf (eczane, ecza deposu, hastane vb.) geri çekme talebinizin uygun bulunduğu, 30/12/20.. tarihi itibarıyla stoklarınızda mevcut ... adet ilaç için takdir komisyonu marifetiyle işlem yapılması için … tarihinde … Vergi Dairesi Müdürlüğüne başvuruda bulunduğunuz,

 

            - Anılan vergi dairesi müdürlüğünden alınan … tarihli ve … sayılı cevabı yazı ile insan sağlığı açısından zararlı olabilecek ilaçların imhasının ilgili Bakanlığın bir temsilcisi eşliğinde tutanak tutmak suretiyle yapılabileceğinin bildirildiği ve fire oranı içerisinde kalan miktarlar içinde takdir komisyonu kararının gerekmediğinin ifade edildiği

 

            belirtilerek ilaçların bu hali ile kullanılamaz olduğunun 20.. yılında tespit edildiği ve imha başvurusunun da bu yıl içinde vergi dairesi müdürlüğüne yapılması sebebiyle satılamaz ve kullanılamaz ilaçlar için 20.. yılı muhasebe kayıtlarında değer düşüklüğü kaydının yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşünü talep etmektesiniz.

 

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Takdir Komisyonlarının Görevleri" başlıklı 74 üncü maddesinin (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak takdir komisyonlarının görevleri arasında sayılmıştır.

 

            Mezkur Kanunun 278 inci maddesinde, yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi hâller neticesinde iktisadî kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia ile maliyetlerin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartaların emsal bedeli ile değerleneceği hükme bağlanmıştır.          

 

            Aynı Kanunun 267 nci maddesinde ise, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın emsal bedelinin, ortalama fiyat, maliyet bedeli ve takdir esası olmak üzere üç esasa göre tayin edileceği; ilk iki sıradaki usul ile belli edilemeyen emsal bedelin ilgililerin müracaatı üzerine takdir komisyonunca takdir yolu ile belli edileceği hüküm altına alınmıştır. 

          

            Emtiaların imhasında genel uygulama, imhaların takdir komisyonu nezaretinde yapılmasıdır. Ancak son kullanma tarihi geçmiş veya bozuk olan ilaç, tıbbi malzeme, gıda, atık vb. emtianın insan sağlığına zararlı olabileceği ve acilen imha edilmesi mecburiyeti bulunan bu ürünlerin emsal bedellerinin takdir komisyonlarınca muayyen bir zamanda takdirinin mümkün olamayacağı hususları göz önüne alınarak; takdir komisyonuna başvurulmaksızın ilgili bakanlık veya yetkili kurum görevlilerinin de yer aldığı bir komisyon nezdinde tutanakla tespit edilmek suretiyle imha edilebilmesi Maliye Bakanlığınca benimsenmiştir.

 

            Bu çerçevede imha edilecek emtianın niteliğine göre, ilgili mevzuat gereği görevli olan bakanlıkların veya yetkili kurumun görevlileri ve bu emtiayı imha etmeye yetkili müessese ile mükellefin temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyon nezdinde imha işleminin yapılması ve bu durumun komisyon tarafından tutanakla tespit edilmesi gerekmektedir.

 

            Söz konusu ürünlerin yukarıda bahsedilen şekilde teşekkül ettirilen bir komisyon nezdinde imha edilmesi halinde, bu ürünlerin imhası aşamasına mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi görevlilerinin söz konusu komisyona katılımına gerek bulunmamaktadır.

 

            Yukarıda izah edilen şekilde ilgili bakanlık veya yetkili kurum görevlilerinin de yer aldığı komisyon nezdinde imha işlemine ilişkin olarak düzenlenen tutanağın istenildiğinde ibraz edilmesi şartıyla muhafaza edilmesi gerekmekte olup, imha işleminin söz konusu tutanağa istinaden muhasebe kayıtlarına intikal ettirilmesi mümkün bulunmaktadır.

 

            Öte yandan, son kullanma tarihi geçmiş veya bozuk ürünlerin imha edilmesi işlemine ilgili bakanlık yetkililerinin katılımının sağlanamaması ve imhaya ilişkin tespitin bu komisyon nezdinde tutanağa bağlanamaması durumunda, olayın mutlaka takdir komisyonuna intikalinin sağlanması gerekmekte olup, imha edilen ürünlerin takdir komisyonunca belirlenecek emsal bedel üzerinden kayıtlara alınarak işlem yapılması gerekecektir.

 

            İster ilgili bakanlık veya yetkili kurum görevlilerinin de yer aldığı komisyon nezdinde isterse takdir komisyonu gözetiminde yapılan imhaların kayıt altına alındığı tutanaklar ve takdir kararları imhaların defterlere kaydedilmesi için dayanak teşkil etmekle beraber bu tutanakların ve takdirlerin mükellefe tebliğ edilmesi ile geçerlilik kazanmaktadır. Bu nedenle imhanın gerçekleştiği dönem ile imhaya ilişkin belgelerin mükellefe tebliğ edildiği dönemlerin farklı olması halinde tebliğ ile belgeler mükellef açısından geçerlilik kazandığından belgelerin tebliğ edildiği dönemde kayıtlara alınması gerekmektedir.

 

            Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında, satış kabiliyetinin kaybolması, bozulması, son kullanma sürelerinin dolması, vasıflarının değişmesi gibi nedenlerle ürünlerin imhasında;

 

            - İlgili bakanlık veya yetkili kurum görevlilerinin de yer aldığı komisyon nezdinde imha işlemine ilişkin olarak düzenlenen tutanağın,

 

            - İlgili bakanlık yetkililerinin katılımının sağlanamaması ve imhaya ilişkin tespitin bu komisyon nezdinde tutanağa bağlanamaması durumunda, ürünleri imha ettirecek olan takdir komisyonunca imha edilen ürünlerin emsal bedelinin    

           

            tarafınıza bildirildiği tarih itibariyle değer düşüklüğü belli olduğundan, ürünlerin maliyet bedeli ile emsal bedeli arasındaki farkın takdir komisyonu kararının veya tutanağın tarafınıza tebliğ edildiği dönemde gider olarak dikkate alınması mümkündür.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 2 07.01.2016
İnternet üzerinden yapılan satışların toplam hasılat içinde 5 milyon TL'yi aşmaması durumunda e-Arşiv kullanma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı ile e-Fatura ve e-Defter kullanılıp kullanılmayacağı hk. Şubat 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
27575268-105[Mük..242-2015-354]-507
07/01/2016

Konu
:
İnternet üzerinden yapılan satışların toplam hasılat içinde 5 milyon TL'yi aşmaması durumunda e-Arşiv kullanma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı ile e-Fatura ve e-Defter kullanılıp kullanılmayacağı
 


İlgide kayıtlı özelge talep formunda; …….. Vergi Dairesi Müdürlüğünün …………..vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, Firmanızın 2014 yılı toplam cirosunun (internet üzerinden ve diğer satışların toplamı) 7.566.346,64-TL olduğu, 433 Sıra No.lu Tebliği ile gelir tablosundaki toplam satışları 5 milyon TL ve üzerindeki mükelleflere 01/01/2016 tarihi itibariyle e-arşiv kullanma zorunluluğu getirildiği, 421 ve 454 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen e-Fatura ve e-Defter hadlerini aşmamanıza rağmen 433 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunun Genel Tebliği ile e-Arşiv kullanabilmek için e-fatura kullanma zorunluluğunun da birlikte getirildiği belirtilerek, firmanızın internet üzerinden yapılan satışlarının toplam hasılat içinde 5 milyon TL'yi aşmamasına rağmen e-Arşiv kullanma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı, e-Arşiv zorunluluğunun bulunması halinde, e-Arşiv kullanabilmek için yanında e-Fatura kullanma zorunluluğu da getirildiğinden bununla birlikte e-Defter kullanma zorunluluğunuzun doğup doğmayacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.

 

            213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 5766 Sayılı Kanunun 17 nci maddesi ile değişen Mükerrer 242 nci maddesinin 2 numaralı fıkrası ile Maliye Bakanlığı; elektronik defter, kayıt ve belgelerin oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafazası ve ibrazı ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması ve düzenlenmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tabi olup, kurulusu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkili kılınmıştır.

 

            Söz konusu fıkrada, Vergi Usul Kanunu ve diğer vergi kanunlarında defter, kayıt ve belgelere ilişkin olarak yer alan hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de geçerli olduğu; Maliye Bakanlığının, elektronik defter, belge ve kayıtlar için diğer defter, belge ve kayıtlara ilişkin usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

 

            Anılan Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, Maliye Bakanlığının, tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

 

            Aynı maddenin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde, Maliye Bakanlığının Vergi Usul Kanununun 149 uncu maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

 

            Yukarıdaki hükümler çerçevesinde,

 

            Faturanın elektronik belge olarak düzenlenmesi, elektronik ortamda iletilmesi, muhafaza ve ibraz edilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere 397 Sıra Nolu V.U.K. Genel Tebliği, faturanın elektronik ortamda düzenlenmesi ve ikinci nüshasının elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesine imkân tanıyan e-Arşiv Uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemek için de 433 Sıra Nolu V.U.K. Genel Tebliği yayımlanmıştır. 30/12/2014 tarihinde yayımlanan 443 Sıra Nolu V.U.K Tebliği ile de 433 Sıra Nolu V.U.K Genel Tebliği'nde bazı değişiklikler yapılmıştır.

 

            e-Arşiv Uygulamasından yararlanabilmek için de 433 Sıra Nolu V.U.K Genel Tebliği'nin  "4- Uygulamadan Yararlanma Yöntemleri ve Başvuru"  bölümünde belirtilen esaslara göre başvuru yapılması gerekmektedir. Söz konusu bölümde e-arşiv uygulamasından yararlanmak için mükelleflerin 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile getirilen e-Fatura Uygulamasına kayıtlı olmaları gerektiği belirtilmiştir.

 

            433 Sıra Nolu V.U.K Genel Tebliği'nin  "10- İnternet Üzerinden Mal ve Hizmet Satışında Düzenlenecek Faturalar" bölümünde  " İnternet üzerinden mal ve hizmet satışı yapan ve 2014 yılı gelir tablosu brüt satış hasılatı tutarı 5 milyon lira ve üzerinde olan mükellefler, en geç 01/01/2016 tarihine kadar e-Arşiv Uygulamasına geçmek zorundadır. Kapsama giren mükelleflerin belirlenen tarihten önce e- fatura ve e-arşiv başvurularını ve fiili geçiş hazırlıklarını tamamlamaları gerekmektedir"  hükmü yer almaktadır.''

 

            Yukarıda belirtilen hükme göre 2014 yılı brüt satış hasılatı tutarı içindeki internet satış hasılat tutarının oranına bakılmaksızın söz konusu yılda internet üzerinden satış faaliyeti olan ve 2014 yılı brüt satış hasılatı tutarı 5 milyon lira ve üzerinde olan mükelleflere  01/01/2016 tarihine kadar e-Arşiv uygulamasına geçiş zorunluluğu getirilmiştir.

 

            Öte yandan e-defter kullanma zorunluluğu 421 ve 454 Sıra No'lu V.U.K Genel Tebliğ'leri ile düzenlenmiştir.421 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile aşağıda belirtilen mükelleflere e-defter tutma zorunluluğu getirilmiştir;

 

                        a) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlar ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 25 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

                        b) 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenler ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

 

            454 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de aşağıda belirtilen mükelleflere e-defter tutma zorunluluğu getirilmiştir;

 

                        a) 2014 veya müteakip hesap dönemleri brüt satış hasılatı 10 Milyon TL ve üzeri olan mükellefler.

                        b) 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli I sayılı listedeki malların imali, ithali, teslimi vb. faaliyetleri nedeniyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)'ndan lisans alan mükellefler. Bayilik lisansı olanlar, münhasıran bu lisansa sahip olmaları nedeniyle bu bent kapsamında değerlendirilmeyecektir.

                        c) Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli III sayılı listedeki malları imal, inşa ve ithal eden mükellefler.

 

            Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi; internet üzerinden mal ve hizmet satışı yapan ve 2014 yılı gelir tablosu brüt satış hasılatı tutarı 5 milyon lira ve üzerinde olan mükelleflere en geç 1/1/2016 tarihine kadar, e-arşiv uygulamasına geçme zorunluluğu getirilmiştir. İnternet üzerinden yapılan satışların 2014 yılı gelir tablosu brüt satış hasılatı içerisindeki oranı söz konusu zorunluluk durumunu değiştirmemektedir. Dolayısıyla firmanızın internet üzerinden mal ve hizmet satışı yapması ve 2014 yılı gelir tablosu brüt satış hasılatı tutarının 5 milyon ve üzerinde olması nedeniyle 01/01/2016 tarihine kadar e-Arşiv Uygulamasına geçmek için gerekli işlemleri tamamlamış olma zorunluluğu bulunmaktadır. Ayrıca, e-Arşiv uygulamasına geçmenin ön koşulu e-fatura kayıtlı kullanıcısı olması olduğundan,  e-Arşiv uygulamasına geçmek için e-Fatura uygulamasına geçme zorunluluğunuz bulunduğu tabiidir.

 

            Diğer taraftan e-defter kullanmak zorunda olan mükellefler 421 ve 454 Sıra No'lu V.U.K Genel Tebliğler' inde belirtilmiş olup, kurumunuz ilgili tebliğlerde belirtilen şartları taşımıyor ise e-Arşiv uygulamasına ve dolayısıyla e-Fatura uygulamasına geçme zorunluluğu kurumunuza e-Defter uygulamasına geçme zorunluluğu getirmemektedir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

 

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 3 11.01.2016
Özel hesap döneminde e- arşiv uygulaması hk. Şubat 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İZMİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Sayı
:
67854564-105[1741]-9
11/01/2016

Konu
:
Özel hesap döneminde e- arşiv uygulaması


 İlgide kayıtlı özelge talep formu ve dilekçenin incelenmesinden; … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz, birliğinizin  01 Ağustos-31 Temmuz özel hesap dönemine tabi olduğu, aynı zamanda e-fatura ve e-defter kullanma zorunluluğunun bulunduğu, 01 Ağustos 2013-31 Temmuz 2014 ile 01 Ağustos 2014-31 Temmuz 2015 özel hesap dönemlerinde brüt satış hasılatının 5.000.000.- TL'nin üzerinde olduğu, internet satışlarına 23.03.2015 tarihinde başladığı belirtilerek, 433 Seri Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğindeki açıklamalar uyarınca internet üzerinden mal ve hizmet satışı yapan ve 2014 dönemi gelir tablosu brüt satış hasılatı tutarı 5.000.000.-TL ve üzerinde olan mükellefler kapsamında 01.01.2016 tarihinde e-arşiv uygulamasına geçme zorunluluğunun bulunup bulunmadığı hususunda Başkanlığımız görüşünün istenildiği anlaşılmıştır.

 

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 174 numaralı Hesap dönemi başlıklı maddesinde; ''Defterler hesap dönemi itibariyle tutulur. Kayıtlar her hesap dönemi sonunda kapatılır ve ertesi dönem başında yeniden açılır. Hesap dönemi normal olarak takvim yılıdır. Şu kadar ki, takvim yılı dönemi faaliyet ve muamelelerinin mahiyetine uygun bulunmayanlar için, bunların müracaatı üzerine Maliye Bakanlığı 12 şer aylık özel hesap dönemleri belli edebilir. Yeniden işe başlama veya işi bırakma hallerinde, hesap dönemi içinde bir yıldan eksik olan faaliyet süresi, hesap dönemi sayılır. Bu maddeye göre özel hesap dönemi tâyin edilenlerin ticari ve zirai kazançlan, hesap dönemlerinin kapandığı takvim yılının kazancı sayılır.'' ifadesiyle özel hesap döneminin hangi yıla ait olduğu konusuna açıklık getirilmiştir.

 

            433 Sıra No lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin "10-İnternet Üzerinden Mal ve Hizmet Satışında Düzenlenen Faturalar" başlıklı bölümünde; "…İnternet üzerinden mal ve hizmet satışı yapan ve 2014 yılı gelir tablosu brüt satış hasılatı tutarı 5 milyon lira ve üzerinde olan mükellefler, en geç 01.01.2016 tarihine kadar e-Arşiv Uygulamasına geçmek zorundadır. Kapsama giren mükelleflerin belirlenen tarihten önce e-fatura ve e-arşiv başvurularını ve fiili geçiş hazırlıklarını tamamlamaları gerekmektedir…" şeklinde açıklama yapılmıştır.

 

            Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; birliğinizin, 2014 yılı (01 Ağustos 2013 - 31 Temmuz 2014 özel hesap dönemi sayıldığından) gelir tablosu brüt satış hasılatı tutarı 5 milyon lira üzerinde olmasına rağmen birliğinizin ilgili yılda internet satışı bulunmaması nedeniyle 01.01.2016 tarihine kadar e-Arşiv fatura uygulamasına geçiş zorunluluğunuz bulunmamaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.          

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

 

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 4 20.11.2015
Faturanın nihai tüketici tarafından kaybedilmesi halinde, mesafeli satış sözleşmesine dayanılarak satılan ürünlerin iadesinde belge düzeni hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

ÇANAKKALE   VALİLİĞİ

Defterdarlık   Gelir Müdürlüğü
Sayı
:
47423198-105[229/2015-8]-23
20/11/2015

Konu
:
Faturanın nihai tüketici tarafından kaybedilmesi   halinde, mesafeli satış sözleşmesine dayanılarak satılan ürünlerin iadesinde   belge düzeni hk.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, mesafeli satış sözleşmesine dayanılarak nihai tüketicilere satmış olduğunuz ürünlerin iade edilmek istenmesi durumunda faturanın, müşteri tarafından kaybedilmesi veya iade edilen ürünle birlikte gönderilememesi ya da taşıma sırasında kargo şirketince zayi edildiği hallerde belge düzeninin nasıl olacağı hususunda Defterdarlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinde, "Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir…" hükmüne yer verilmiştir.

            Mezkur Kanunun 229 uncu maddesinde fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmıştır.

            Anılan Kanunun 234 üncü maddesi uyarınca, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabı ve çiftçilerin vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir.

            Diğer taraftan, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun "Mesafeli Sözleşmeler" başlıklı 48 inci maddesinin birinci fıkrasında, mesafeli sözleşme, satıcı veya sağlayıcı ile tüketicinin eş zamanlı fiziksel varlığı olmaksızın, mal veya hizmetlerin uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu ana kadar ve kurulduğu an da dâhil olmak üzere uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.

            385 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin "Kapıdan veya Mesafeli Sözleşme Düzenlenerek Yapılan Satışlarda İade İşlemlerinde Belge Düzeni" başlıklı 4 üncü bölümünde ise; "…sadece kapıdan ve mesafeli sözleşmeler düzenlenerek yapılan satışlara ilişkin iade işlemleri için Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden iade bölümünün yer alacağı bir faturanın düzenlenmesi ve en az iki örneğinin müşteriye malla beraber gönderilmesi uygun görülmüştür.

            Söz konusu faturanın alt kısmına açılacak iade bölümünde;

            - Malı iade edenin adı soyadı, adresi, imzası

            - İade edilen mala ilişkin cins, miktar, birim fiyat ve tutar yer alacaktır.

            Bu şekilde düzenlenen fatura malla beraber müşteriye gönderildiğinde müşteri malı iade etmek isterse iadeye ilişkin bölümü dolduracak ve iki örnek olan faturanın bir örneğini mal ile birlikte malı satana geri gönderecek, bir örneği kendinde kalacaktır." düzenlemesine yer verilmiştir.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre; mesafeli sözleşmeler düzenlemek suretiyle yaptığınız satışlar için iade kısmının matbaa baskılı olduğu faturaları kullanmanız gerekmekte olup, iade durumunda iadeye ilişkin bölümün müşterileriniz tarafından doldurularak ürünle beraber tarafınıza gönderilmesi durumunda, iadeye ilişkin gider pusulası düzenlenmeksizin işlem tesis etmeniz gerekmektedir.

            Diğer taraftan mesafeli satış sözleşmesine dayanarak nihai tüketicilere satmış olduğunuz ürünlerin iade edilmek istenmesi durumunda faturanın, müşteri tarafından kaybedilmesi veya iade edilen ürünle birlikte gönderilememesi ya da taşıma sırasında kargo şirketince zayi edildiği hallerde iade işleminin tarafınızca gider pusulası düzenlenmek ve nihai tüketiciye imzalatılmak suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 5 03.02.2016
İmalatçının ürettiği malları ihracatçıya KDV Kanununun 11/1-c maddesi kapsamında teslimi işleminde konsinye satış şeklinin uygulanması hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

BURSA VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
95462982-105[VUK.ÖZLG-14-9]-19
03/02/2016

Konu
:
İmalatçının ürettiği malları ihracatçıya KDV Kanununun   11/1-c maddesi kapsamında teslimi işleminde konsinye satış şeklinin   uygulanması hk.


  İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve eklerinde, şirketiniz tarafından üretilen malları konsinye olarak konsinyi firmaya gönderdiğinizi belirterek, konsinye satışlar için düzenlenecek faturanın, ihraç kayıtlı teslimler için düzenlenmesinin Katma Değer Vergisi Kanunu çerçevesinde uygun olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

            1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu,

            10/a maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile 10/d maddesinde de, komisyoncular vasıtasıyla veya konsinyasyon suretiyle yapılan satışlarda, malların alıcıya teslimi ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği,

            11/1-a maddesinde, ihracat teslimleri ile bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurtdışındaki müşteriler için yapılan hizmetlerin KDV den istisna olduğu,

            11/1-c maddesinde de, ihraç edilmek şartıyla imalatçılar tarafından kendilerine teslim edilen mallara ait katma değer vergisinin, ihracatçılar tarafından ödenmeyeceği ve mükelleflerce tahsil edilmeyen ancak ilgili dönem beyannamesinde beyan edilecek olan bu verginin, vergi dairesince tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil olunacağı, söz konusu malların, ihracatçıya teslim tarihini takip eden ay başından itibaren 3 ay içinde ihraç edilmesi halinde de, tecil edilen vergi terkin edileceği,

            hüküm altına alınmıştır.

            Buna göre, imalatçı şirket olarak ürettiğiniz malların ihracatçıya KDV Kanununun 11/1-c maddesi kapsamında teslimi işleminde konsinye satış şeklinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır.

            Öte yandan, konsinye satış şeklinin KDV Kanununun 11/1-c maddesi kapsamında olmaması nedeniyle, taşınan veya taşıttırılan malların sevki sırasında sevk irsaliyesinin, malların satıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde de faturanın alıcı adına düzenlenmesi gerekmektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 6 10.02.2016
Şubeler tarafından yapılan tahsilat ve ödemelerde tevsik zorunluluğu hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Sayı
:
11395140-105[MÜK257-2015/VUK1-19509]-10983
10/02/2016

Konu
:
Şubeler tarafından yapılan tahsilat ve ödemelerde   tevsik zorunluluğu hk.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; firmanızın değişik adreslerde ... şubesinin olduğu ve her bir şubenin birbirinden bağımsız olarak ticari faaliyetine devam ettiği, bir firma tarafından aynı gün içerisinde farklı şubelerinizden mal alışında bulunulduğu, bu durumda aynı firma tarafından aynı gün içinde yapılan mal alışlarının şube bazında tevsik zorunluluğuna ilişkin haddi geçmediği ancak iki veya daha fazla şubeden yapılan mal alışlarının toplamının haddi geçtiği, şubeler bağımsız olduğu için bir müşterinin diğer şubelerinizden mal alımının takip edilemediği belirtilerek bu tür ödemelerin aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması gerekip gerekmediği konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde Maliye Bakanlığına mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini bankalar, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirme ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirleme yetkisi verilmiştir.

            Konuyla ilgili yayımlanan 459 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin (4.1.) bölümünde tevsik zorunluluğu kapsamında olanların, kendi aralarında ve tevsik zorunluluğu kapsamında olmayanlarla yapacakları, 7.000 TL'yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmalarının ve bu tahsilat ve ödemelerini söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmelerinin zorunlu olduğu, (4.1.1.) bölümünde ise aynı günde aynı kişi veya kurumlarla yapılan işlemlerin toplam tutarının belirlenen haddi aşması durumunda, işlemlerin her biri işlem bazında belirlenen haddin altında kalsa bile, aştığı işlemden itibaren işleme konu tahsilat ve ödemelerin de aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılmasının zorunlu olduğu açıklanmıştır.

            Buna göre, merkez ve şube hesaplarının aynı defterde izlenmesi halinde, işlemin yapıldığı yere bakılmaksızın aynı günde aynı kişi veya kurumlarla yapılan 7.000 TL'yi aşan tutardaki tahsilat ve ödemelerin aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması zorunlu bulunmaktadır. Ancak, merkez ve şube için ayrı ayrı kanuni defter tutulması halinde tevsik zorunluluğu her bir yer için ayrı ayrı dikkate alınacaktır.

            Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

 
Yazdır 7 05.02.2016
Reklam filmlerinin amortisman oranı. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü
Sayı
:
64597866-105[313-2016]-2216
05/02/2016

Konu
:
Reklam filmlerinin amortisman oranı.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Başkanlığımız  ... vergi kimlik numaralı mükellefi olan şirketinizin, şirket veya ürün tanıtımı amacıyla yapılan ve bir yıldan fazla kullanılabilecek olması nedeniyle etkilerinin birden fazla yıla yayılması mümkün olan reklam filmleri için yapılan harcamaların itfasında uygulanacak amortisman oranı hususunda tereddütte düşüldüğü belirtilerek, Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla değişik 315 inci maddesinde; "Mükellefler amortismana tâbi iktisadî kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilân edeceği oranlar üzerinden itfa ederler. İlân edilecek oranların tespitinde iktisadî kıymetlerin faydalı ömürleri dikkate alınır." hükmü yer almaktadır.

 

            Aynı maddenin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden amortismana tabi iktisadi kıymetler için uygulanacak "Faydalı Ömür ve Amortisman Oranları" tespit edilmiş ve bu oranlar 339, 365, 389, 399, 406, 418 ve 439 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki liste ile açıklanmıştır.

                     

            Buna göre, şirket veya ürün tanıtımı amacıyla yapılan ve bir yıldan fazla kullanılabilecek olması nedeniyle etkileri birden fazla yıla yayılan reklam filmlerinin, 333 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan listenin "44.Medya ve iletişim hizmetleri" başlıklı bölümünün, "44.9.Filmler ve Kasetler" başlıklı ayırımının, "44.9.1 Filmler" başlıklı alt ayırımına göre faydalı ömrünün 2 yıl,  amortisman oranının ise 1. Yıl %60, 2.Yıl %40 olarak uygulanması gerekmektedir.

 

           Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 8 09.02.2016
Binanın dış cephesi için yapılan harcamalarda amortisman uygulaması hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

BALIKESİR VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
58889402-105[313. Mad.2015/127-1054]-18
09/02/2016

Konu
:
Binanın dış cephesi için yapılan harcamalarda amortisman   uygulaması


  Başkanlığımıza vermiş olduğunuz ilgide kayıtlı özelge talep formunuzda, 19.. yılında aktifinize aldığınız … binasının dış cephe ısı yalıtımı, dekoratif sıva uygulamaları, dış cephe boyası işleri ile belirli pencerelerdeki mermer denizlikleri, tüm PVC damlalıkları ve tüm yağmur iniş borularının değiştirilmesi ile ilgili yapılan harcamaların doğrudan gider yazılmak suretiyle mi yoksa maliyet bedeline eklenmesi suretiyle faydalı ömrün kalan itfa bakiyesine göre ya da sözleşmeye göre ilk işçilik garanti süresi içerisinde amortisman yoluyla mı indirim konusu yapılacağı hususunda Başkanlığımız görüşünün bildirilmesi istenilmektedir.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

            - 262 nci maddesinde, maliyet bedelinin iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade ettiği,

            - 272 nci maddesinde, normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderlerin, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline ekleneceği, gayrimenkuller veya elektrik üretim ve dağıtım varlıkları için yapılan giderler hem tamir, hem de kıymet artırma giderlerinden terekküp ettiği takdirde, mükellefin bu giderlerden maliyet bedeline eklenecek kısmı ayrı göstermek mecburiyetinde olduğu,

            - 313 üncü maddesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil edeceği,

            - 315 inci maddesinde, mükelleflerin amortismana tâbi iktisadî kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilân edeceği oranlar üzerinden itfa edecekleri ve ilân edilecek oranların tespitinde iktisadî kıymetlerin faydalı ömürlerinin dikkate alınacağı hükümleri yer almaktadır.

            Anılan Kanunun 315 inci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden amortismana tabi iktisadi kıymetler için uygulanacak  "Faydalı Ömür ve Amortisman Oranları"  tespit edilmiş ve bu oranlar ile faydalı ömürler 339, 365, 389, 399 ve 406, 418 ve 439 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki liste ile açıklanmıştır.

            Bu itibarla, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin aktife alınmalarından sonra yapılan giderler niteliğine göre maliyet bedeline dahil edilir veya genel gider olarak kaydedilirler.

            Aktifte bulunan iktisadi kıymetin ilk iktisabı sırasında bulunmayan özelliklerin kazandırılması veya ilk iktisap sırasında bulunan özelliklerin geliştirilmesi için yapılan giderler değer artırıcı giderler olarak sayılmakta ve maliyete eklenen bu giderlerin amortisman süreleri de iktisadi kıymetin kalan ömrüne göre belirlenmektedir.

            Öte yandan, iktisadi kıymetin ilk alındığı sıradaki beklenen ömrünü uzatmak amacıyla yapılan giderler aktifleştirildikleri yıldan başlayarak iktisadi kıymet için belirlenen oran ve süreye göre amortismana tabi tutulur.

            Ayrıca, iktisadi kıymet için yapılan normal bakım, onarım ve temizlik gibi giderlerin ise maliyet olarak kabul edilmeyip doğrudan gider olarak yazılması gerekmektedir.

            Diğer taraftan, bina ısı yalıtımı işinde, ısı yalıtımı için mantolama işi ile dekoratif dahil sıva uygulamaları ve dış cephe boyası faaliyetlerinin bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, 19.. yılında satın alıp aktifinize kaydettiğiniz otel binası ile ilgili olarak yapmış olduğunuz harcamalardan;

            - Dış cephe ısı yalıtımı, dekoratif sıva uygulamaları, dış cephe boyası, PVC damlalık ve tüm yağmur iniş boruları ile ilgili yapılan harcamaların değer arttırıcı niteliği taşıdığının kabul edilmesi ve binanın maliyet bedeline eklenerek binanın kalan ömrüne göre amortismana tabi tutulması,

            - Binanın sadece belirli mermer denizlik kısımlarının değiştirilmesi ile ilgili yapılan harcamaların ise normal bakım, tamir ve temizlik giderleri olarak kabul edilmesi ve binanın maliyet bedeline eklenmeden doğrudan gider yazılması

            gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 9 05.02.2016
Müşteri siparişleri için firmaya ve ürüne özel baskı yapabilmek üzere üretilen klişeler için yapılan harcamaların doğrudan gider olarak mı, amortisman yoluyla mı itfa edileceği hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

MÜKELLEF   HİZMETLERİ USUL GRUP MÜDÜRLÜĞÜ
Sayı
:
11395140-105[313-2015/VUK-1-19164]-9673
05/02/2016

Konu
:
Müşteri siparişleri için firmaya ve ürüne özel baskı   yapabilmek üzere üretilen klişeler için yapılan harcamaların doğrudan gider   olarak mı, amortisman yoluyla mı itfa edileceği hk.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; her türlü mukavva ve kutu imalatı, ambalaj malzemelerinin üretimi, bu ürünlerin alım satım ve pazarlama işleri ile iştigal ettiğiniz, oluklu mukavva ürünlerinin müşterilerin siparişlerine göre üretildiği, üzerlerine yerleştirilecek olan görsellere, müşterilerin istekleri doğrultusunda karar kılınıp, bu görselleri oluşturmak için her bir sipariş bazında uygun klişeler temin edildiği, klişelerin firmaya ve ürüne özel baskı yapabilmek üzere üretildiği için aynı klişenin başka siparişte kullanılabilmesinin mümkün olmadığından, kullanılan klişelerin teknik verim ve kıymetlerinin düştüğü belirtilerek, söz konusu klişeler için yapılan harcamaların doğrudan gider olarak mı, amortisman yoluyla mı itfa edileceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 313 üncü maddesinin birinci fıkrasında; "İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi amortisman mevzuunu teşkil eder." hükmü yer almaktadır.

 

            Aynı Kanunun 315 inci maddesinde ise; "Mükellefler amortismana tâbi iktisadî kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilân edeceği oranlar üzerinden itfa ederler. İlân edilecek oranların tespitinde iktisadî kıymetlerin faydalı ömürleri dikkate alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükmün Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden amortismana tabi iktisadi kıymetler için uygulanacak "Faydalı Ömür ve Amortisman Oranları" tespit edilmiş ve bu oranlar 339, 365, 389, 399, 406, 418, 439 ve 458 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki liste ile açıklanmıştır.

 

            Buna göre, klişelerin, kullanıldıkları süreç gereği faydalı ömürlerinin bir yıldan uzun olması durumunda aktifleştirilerek 339, 365, 389, 399, 406, 418, 439 ve 458 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki listede belirtilen oranlar üzerinden itfa edilmesi, faydalı ömrünün bir yılı aşmaması durumunda ise doğrudan giderleştirilmesi gerekmektedir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 10 09.02.2016
Doğalgaz sayaçları için ölçü ayar mevzuatı kapsamında yapılan kalibrasyon giderlerinin amortisman yoluyla itfa edilip edilmeyceği hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

BALIKESİR VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
58889402-105[313. Mad.2015/127-1057]-19
09/02/2016

Konu
:
Doğalgaz sayaçları için ölçü ayar mevzuatı kapsamında   yapılan kalibrasyon giderlerinin amortisman yoluyla itfa edilip edilmeyceği   hk.


Başkanlığımıza vermiş olduğunuz ilgide kayıtlı özelge talep formunuzda, doğalgaz sayaçları için ölçü ayar mevzuatı kapsamında yapılan kalibrasyon giderlerinin amortisman yoluyla, ölçü ayar mevzuatı kapsamı dışında yapılan bakım onarım ve kalibrasyon giderlerinin ise amortismana tabi tutulmayarak doğrudan doğruya gider yoluyla indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşünün bildirilmesi istenilmektedir.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

            - 262 nci maddesinde, maliyet bedelinin iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade ettiği,

            - 272 nci maddesinde, normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderlerin, gayrimenkulün maliyet bedeline ekleneceği, gayrimenkuller için yapılan giderler hem tamir, hem de kıymet artırma giderlerinden terekküp ettiği takdirde, mükellefin bu giderlerden maliyet bedeline eklenecek kısmı ayrı göstermek mecburiyetinde olduğu,

            - 313 üncü maddesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edevat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil edeceği

            hükme bağlanmıştır.

                  

            Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre, ölçüm yapan alet vb. iktisadi kıymetlerin doğru ölçüm yapıp yapmadığını kontrol eden bir işlemi ifade eden kalibrasyon, iktisadi kıymetlerin bakımı kapsamında değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, bakım niteliğinde olan kalibrasyon işlemi için yapılan harcamaların amortisman yoluyla itfa edilmesi mümkün olmayıp, doğrudan gider olarak yazılması gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 11 05.02.2016
Şirket aktifine kayıtlı görüntü sistemlerinin kiralanması durumunda sevk irsaliyesi düzenlenmesi. Mart 2016

Yazdır 
T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

MÜKELLEF   HİZMETLERİ USUL GRUP MÜDÜRLÜĞÜ

Sayı
:
11395140-105[230-2015/VUK-1-19275]-9671
05/02/2016

Konu
:
Şirket aktifine kayıtlı görüntü sistemlerinin   kiralanması durumunda sevk irsaliyesi düzenlenmesi.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; görüntü sistemleri kiralama faaliyetiyle iştigal ettiğinizi belirterek, kiralamaya konu olan demirbaş eşyaların hizmetin verildiği yerlere taşınması durumunda sevk irsaliyesi düzenleme zorunluluğunun bulunup bulunmadığı hususunda görüş talep etmektesiniz.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendi uyarınca, satılan malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurması şarttır.

            Anılan madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, sevk irsaliyesi; ticari mal hareketinin izlenmesi için düzenlenen bir belgedir. Dolayısıyla işletmenin aktifine kayıtlı ve amortisman konusu olan bir iktisadi kıymetin taşınması esnasında satılan veya satışa sunulan bir malın hareketinden söz edilemez. Ancak, amortisman konusu edilen iktisadi kıymetlerin kiralanması ve ticaretinin yapılması işleriyle birlikte uğraşılması durumlarında, bu malların ticari amaçla taşınıp taşınmadığının tespiti mümkün bulunmamaktadır.

            Buna göre, görüntü sistemlerine ilişkin söz konusu kıymetlerin (kiralama ve ticaret dahil) müşterilerinize teslim edilmek üzere şirketiniz tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde şirketinizin; müşterileriniz tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde ise, müşterilerinizin sevk irsaliyesi düzenlemesi gerekmektedir.

             Öte yandan, sevkiyatın hangi amaçla yapıldığına ilişkin olarak sevk irsaliyesi üzerine şerh düşülmesi gerekeceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 12 08.02.2016
Taahhüt işleri kapsamındaki işyerlernin şube sayılıp sayılmayacağı hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

KAYSERİ VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
27192137-105[2014-281]-26
08/02/2016

Konu
:
Taahhüt işleri kapsamındaki işyerlerinin şube sayılıp   sayılmayacağı hk.

 


 İlgide kayıtlı özelge talep formu ile; Başkanlığımız … Vergi Dairesinin  …  vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olan şirketinizin, taahhüde bağlı olarak ihale usulü … hizmet alım işleri (AG-OG, E.N.H., Arıza Bakım Onarım işleri vb.) ve her türlü taahhüt işlerinin ihalelerine iştirak ederek faaliyetlerini yürüttüğü, iştirak sonucu ihalesi şirketiniz uhdesinde kalan işlerin sözleşmesinin imzalanmasını müteakip adı geçen ihaleli işi sadece bilgi amaçlı olarak işin başlangıç ve bitişinde bir dilekçe ekinde sözleşme fotokopisi ile bağlı bulunduğunuz vergi dairesine bildirdiğiniz, bu işlerin sevk, idare ve kontrolünün şirket merkezinden yapıldığı, şirketinizin bütün gelirlerinin ihale makamlarından hakediş usulü ile yapılmakta ve hakedişin idarece onaylanmasından sonra şirket merkezinden faturasının kesildiği,

            Ayrıca ağırlıklı işlerinizin elektrik üzerine olması nedeni ile çoğu ihaleli işlerde sabit işyeriniz olmayıp geçici ve kısa süreli olarak herhangi bir arazi veya bir yol kenarında grup işler olarak ihale edildiği, bu nedenle Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre söz konusu ihale işlerinin ticaret siciline tescil ve ilan işlemleri yapılmadığından, şekli ve uygulaması izah edilen taahhüt işlerindeki işyerlerinin şube işyeri sayılıp sayılmayacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.

             213 sayılı Vergi Usul Kanununun 156 ncı maddesinde, "Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette iş yeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane, şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir." hükmüne yer verilmiştir.

           Bu madde hükmüne göre, mükelleflerin ticari, sınai ve zirai faaliyetlerini sürdürdükleri yerlerin işyeri özelliğini taşıyabilmesi için bu yerlerin, "faaliyetin icrasına tahsis edilmesi" veya faaliyetin icra edildiği "yer" olma özelliğini taşıması şarttır.

            Mezkûr Kanunun 159 uncu maddesinde, "Aynı teşebbüs veya işletmeye dâhil bulunan iş yerlerinin sayısında vukua gelen artış veya azalışları mükellefler vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar." hükmü yer almakta, 168 inci maddesinde de, değişiklik bildirimlerinin bildirilecek olayın vukuu tarihinden itibaren bir ay içerisinde mükellef tarafından vergi dairesine yapılacağı belirtilmektedir.

            Öte yandan, arıza, bakım ve onarımı yapılan trafo merkezinin, bir ofis, büro vb. yerlerden idare edildiği veya sürekli personel bulundurulabilecek genişlikte olduğu durumlarda, söz konusu yerlerin işyeri olarak kabulü gerekmekte olup, personelin sadece bakım ve onarım yapmak için uğradığı yalnızca bina ve teçhizattan oluşan trafo merkezlerinin ise işyeri olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

            Buna göre, … ve … ile yapılan sözleşme kapsamındaki arıza, bakım, onarım vb. taahhüt işlerinin yapıldığı trafo merkezleri, personelin sadece bakım ve onarım yapmak için uğradığı yer olması, şirketinizin işlerinin sevk ve idare edildiği ofis, büro vb. şekillerde kullanılmaması, şirketinizin işlerinin yürütüldüğü kanuni veya iş merkezi veyahut da şube vasfını taşımaması kaydıyla, Vergi Usul Kanununun 156 ncı maddesi kapsamında "işyeri" olarak değerlendirilemeyecektir.

            Diğer taraftan, … ait trafo merkezlerinde bir ofis, büro vb. yerlerin bulunması veya sürekli personel istihdam edilebilecek genişlikte olması durumunda söz konusu elektrik tesislerinin şirketinize ait şube işyeri olarak değerlendirilmesi ve mükellefiyetiniz devam ederken iş yeri sayınızda bir artış söz konusu olduğundan, bu durumun bir ay içinde ilgili vergi dairesine bildirilmesi gerekmektedir.

             

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

 
Yazdır 13 10.02.2016
Fiili olarak başlamayan inşaatın, yapmış olduğunuz harcamalar karşılığında başka bir firmaya devrinde KDV ve belge düzeni hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

KAYSERİ VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı
:
50426076-125[28-2014/20-234]-30
10/02/2016

Konu
:
Fiili olarak başlamayan inşaatın, yapmış olduğunuz   harcamalar karşılığında başka bir firmaya devrinde KDV ve belge düzeni hk.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunda; şirketinizin kat karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesinde yapımına başlayacağı inşaat için ruhsat almak üzere başvuru yaptığı, SGK işyeri numarası tesis edildiği, belediyelere inşaat harcı, toprak açma harcı, esenlik kurumları ödemesi, proje tasdik harcı, kanal katılım payı gibi ödemeler yaptığı, ancak fiili olarak inşaata başlamadan söz konusu kat karşılığı inşaat sözleşmesinin başka bir firmaya yapmış olduğunuz giderler karşılığında devredildiği, bu giderler karşılığında yansıtma faturası mı veya devir faturası mı düzenleneceği ayrıca, katma değer vergisi (KDV) hesaplanırken sadece KDV li giderler için mi yoksa tamamı için mi hesaplanacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

            1/1 inci maddesinde, Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu,

            4/1 inci maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu ve bu işlemlerin; bir şeyi yapmak ve işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi, şekillerde gerçekleşebileceği

            hüküm altına alınmıştır.

            Özelge talep formunun incelenmesinden, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile ilgili yapılan giderlerin başka bir mükellef adına veya hesabına yapılmadığı, söz konusu giderlerin kat karşılığı inşaat sözleşmesinin gereği olarak yapılan harcamalardan olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle kat karşılığı inşaat sözleşmesinin ve bu sözleşme gereğince yapılan işlerin üçüncü şahıslara devri ticari faaliyet kapsamında gerçekleştirilen bir hizmet sunumudur.

            Buna göre, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve bu sözleşme gereğince yapılan işlerin şirketiniz tarafından üçüncü şahıslara devri Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesi gereği katma değer vergisine tabi olacak ve devir işlemine ilişkin bedel üzerinden genel oranda (%18) katma değer vergisi hesaplanacaktır.

            II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında "Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir." hükmü yer almakta olup, söz konusu kayıtların aynı kanunun 229 uncu ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerden (fatura, gider pusulası, serbest meslek makbuzu vb.) herhangi biri ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

            Aynı Kanunun 229 uncu maddesinde, fatura, "satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika" şeklinde tanımlanmıştır.

            Diğer taraftan, yansıtma; ticari faaliyet kapsamında bir işlemin yapılmaması, yapılan iş ve işlemlerde bir gelir elde etme veya kar ve zarar beklentisini taşıyacak herhangi bir unsurun bulunmaması, yasal uygulamalar nedeniyle muhatap olunan ya da diğer bir işletme adına ödeme veya tahsilat yapılması durumlarında, yapılan ödeme veya henüz ödeme yapılmamışsa tahakkuk eden bedellerin asıl muhatabına aktarılmasını ifade etmektedir.

            Bu itibarla, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve bu sözleşme gereğince yapılan işlerin şirketiniz tarafından üçüncü şahıslara devri işleminin yansıtma olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamakta olup, devir tarihinden itibaren yedi gün içerisinde devir bedeli üzerinden fatura düzenlemeniz gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 14 05.02.2016
Yenileme fonuna alınan karın yeni inşaa edilecek fabrika binasının finansmanında kullanımı. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

BÜYÜK   MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Grup Müdürlüğü
Sayı
:
64597866-105[328-2016]-2217
05/02/2016

Konu
:
Yenileme fonuna alınan karın yeni inşaa edilecek   fabrika binasının finansmanında kullanımı.


İlgide kayıtlı özelge talep formunda; ... ürünleri imalatı faaliyetinden dolayı Başkanlığımız … vergi kimlik numaralı mükellefi olan şirketinizin hali hazırda ... üretimini yürüttüğü fabrikasının yerine daha geniş ve verimli kullanabileceği bir fabrika inşa edilmesi için ... yıl önce yabancı kaynak kullanmak suretiyle yeni bir fabrika yatırımına başladığı, ... üretiminin teknolojik açıdan özellikli
olması, ürün yelpazesi ve üretim teknolojisinin benzerinin olmaması gibi nedenlerle eski fabrikadan yeni fabrikaya geçiş sürecinin aşamalı yapılmasının zorunlu olduğu, diğer taraftan, yeni fabrika tam ve bir bütün olarak hazırlayıp kullanılabilir hale getirmeden, eski fabrikayı kapatıp elden çıkarmanın işin doğası gereği mümkün olmadığı belirtilerek, şirket faaliyetinden kaynaklanan zaruret gereği ve teknik nedenlerle yeni fabrika binası inşaatına eski fabrika binasının satışından önce başlamak zorunda olduğunuzdan ve eski fabrika binasının satışı da taşınma işlemleri tamamlandıktan sonra gerçekleştirilebileceğinden, eski fabrika binasının satışından elde edilecek karın Vergi Usul Kanununun 328 inci maddesi kapsamında yenileme fonu hesabına aktarılıp aktarılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 328 inci maddesinde; "Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde alınan bedel ile bunların envanter defterinde kayıtlı değerleri arasındaki fark kar ve zarar hesabına geçirilir. İşletme hesabı esasında defter tutan mükelleflerle serbest meslek kazanç defteri tutan mükellefler bu farkı defterlerinde hasılat veya gider kayıt ederler.

            Amortisman ayrılmış olanların değeri ayrılmış amortismanlar düşüldükten sonra kalan meblağdır.

            Devir ve trampa satış hükmündedir.

            Şu kadar ki satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi, işin mahiyetine göre zaruri bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa bu takdirde satıştan tahassül eden kâr yenileme giderlerini karşılamak üzere, pasifte geçici bir hesapta azami üç yıl süre ile tutulabilir. Her ne sebeple olursa olsun bu süre içinde kullanılmamış olan kârlar üçüncü yılın vergi matrahına eklenir. Üç yıldan önce işin terki, devri veya işletmenin tasfiyesi halinde bu kârlar o yılın matrahına eklenir.

            Yukarıdaki esaslar dahilinde yeni değerlerin iktisabında kullanılan kâr, yeni değerler üzerinden bu kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlara mahsup edilir. Bu mahsup tamamlandıktan sonra itfa edilmemiş olarak kalan değerlerin amortismanına devam olunur." hükmü yer almaktadır.

            Buna göre;

            - "Yenileme Fonu", iktisadi işletmelere dahil amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yenilenebilmesi için bu kıymetlerin satışından doğan kârların bilançonun pasifinde azami üç yıl süre ile bekletilmesini ifade eden bir vergi erteleme yöntemi olarak, işletme içi yatırımları teşvike yönelik bir uygulamadır. Yenileme fonunun iktisadi kıymetin iktisabında kullanılması halinde, bilançonun pasifinde yer alan fon, yeni değer için ayrılacak amortismanlara mahsup edilmektedir.

           - Yenileme fonunun, işletmede inşa/imal edilecek veya satın alınacak aynı nitelikte ve aynı hizmete tahsis edilecek yeni bir iktisadi kıymetin amortismanında kullanılması için, öncelikle iktisadi kıymetin satılmış olması, sonra bu iktisadi kıymetin üretimi için işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olması gerekmektedir.

 

            Bu itibarla, yenileme fonu uygulamasından yararlandırmayı düşündüğünüz eski fabrika binasının satışı neticesinde oluşan karın, söz konusu satıştan önce inşaatına başlanan fabrika binasının giderlerini karşılamak üzere yenileme fonu uygulamasından yararlandırılması mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 15 27.11.2015
Sat ve geri kiralama işleminde amortisman uygulaması hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Uusul Grup Müdürlüğü

 
Sayı
:
11395140-105[313-2014/VUK-1/18891]-98224
27/11/2015

Konu
:
Sat ve geri kiralama işleminde amortisman uygulaması   hk.


İlgi özelge talep formunuzda, aktifinizde ... TL bedelle kayıtlı taşınmazı finansal kiralama şirketine satıp, finansal kiralama sözleşmesiyle 72 ay vade ile geri kiralama yaptığınız, satışa konu taşınmazın satış öncesi defter değeri ile geri kiralama sonucu oluşan rayiç değerinin (... TL) farklı olduğunu belirterek,

 

            -Yapılan sat ve geri kiralama işleminde ilk yıl faizlerin gider mi maliyet mi olarak yazılacağı,

 

            -Sat ve geri kiralama işleminde amortismanların defter değeri mi veya rayiç değer mi üzerinden ayrılacağı,

 

            -Sat ve geri kiralama işlemi sonlandırıldıktan sonra kalan değerin nasıl tespit edileceği ve amortismanların kalan değer üzerinden mi ayrılacağı

 

            hususlarında Başkanlığımız görüşünü talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

 

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 290 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında finansal kiralama; kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devredilip devredilmediğine bakılmaksızın, bir iktisadî kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan tüm riskler ile yararların kiracıya bırakılması sonucunu doğuran kiralamalar olarak tanımlanmış olup, kiralama işleminde, iktisadî kıymetin mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi, kiracıya kira süresi sonunda iktisadî kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması, kiralama süresinin iktisadî kıymetin ekonomik ömrünün %80 inden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadî kıymetin rayiç bedelinin %90 ından daha büyük bir değeri oluşturması hallerinden herhangi birinin varlığı durumunda, söz konusu işlem finansal kiralama olarak kabul edilmiştir.

 

            Ayrıca, aynı fıkrada "Arazi, arsa ve binalarla ilgili kiralama sözleşmeleri, sadece, sözleşmede kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devri öngörülmüşse veya kiracıya kira süresi sonunda kiralama konusu gayrimenkulü düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınmışsa bu madde kapsamında değerlendirilir." hükmüne yer verilmiştir.

 

     Aynı maddenin ikinci fıkrasında, kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadî kıymeti kullanma hakkının Kanunun mükerrer 298 inci maddesi ve üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümünde kiralama konusu iktisadî kıymet için belirlenmiş esaslar çerçevesinde amortismana tâbi tutulacağı; kiracı tarafından finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemelerinin, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılacağı ve ayrıştırma işleminin her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapılacağı hükme bağlanmıştır.          

 

            Mükerrer 290 ıncı maddeye ilişkin açıklamalar 319 ve 334 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile yapılmış olup, kiracı tarafından finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenecek olup kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, Vergi Usul Kanununun üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümü ve ilgili genel tebliğlerde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş usul ve esaslar çerçevesinde amortismana tâbi tutulacaktır. Diğer bir ifadeyle kullanım hakkı, kiracı tarafından Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş amortisman sürelerinde itfa edilecektir.

 

            Anılan Tebliğlerde, finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemelerinin, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılacağı ve bu ayrıştırma işleminin her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapılacağı ile "her bir dönem sonu" ifadesinin kiracı açısından sözleşmede belirtilen kira ödeme tarihini ifade ettiği açıklanmıştır.

 

            Mezkur Kanunun 313 üncü maddesinin birinci fıkrasında, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edevat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil edeceği hükme bağlanmıştır.

 

            Aynı Kanunun 315 inci maddesinde ise, mükelleflerin amortismana tâbi iktisadî kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilân edeceği oranlar üzerinden itfa edecekleri hükmü yer almakta olup, bahsi geçen maddenin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden, amortismana tabi iktisadi kıymetler için uygulanacak "Faydalı Ömür ve Amortisman Oranları" tespit edilmiş ve bu oranlar 339, 365, 389, 399, 406, 418 ve 439 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki liste ile açıklanmıştır.

 

            Bu hüküm ve açıklamalara göre; şirketinizce yapılan sat ve geri kiralama işleminde;

 

            - Şirketiniz tarafından finansal kiralama yöntemiyle kiralanan gayrimenkulün kiralama bedeli  (binanın rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı) üzerinden aktife alınarak kullanma hakkının amortismana tabi tutulması,

 

            - Şirketiniz tarafından finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemelerinin borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılması, bu ayrıştırma işleminin her bir dönem sonunda (finansal kiralama sözleşmesinde yer alan kira ödemelerinin yapılacağı tarih) kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmak suretiyle yapılması, hesaplanan faiz giderlerinin ise ilk yıl iktisadi kıymetin maliyetine eklenmesi sonraki yıllar ise gider veya maliyet olarak dikkate alınması,

 

            - Şirketinizce sat-geri kirala yöntemiyle gayrimenkul olarak kullanılmak üzere finansal kiralama yolu ile kiralanacak ve sözleşme süresi sonunda devralınacak gayrimenkulün kira süresi boyunca "Haklar" hesabında, devirden sonra ise "Binalar" hesabında takip edilmesi, ilgili kıymete ilişkin maddi olmayan duran varlıklar hesabında yer alan birikmiş amortismanların ise maddi duran varlıklara ilişkin birikmiş amortismanlar hesabına devredilmesi ve ilgili gayrimenkulun 333 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki amortisman listesinin "1.Binalar" başlıklı bölümünün ilgili alt bölümü kapsamında değerlendirilerek itfa edilmesi,

 

            - Gayrimenkulun, Haklar hesabında aktifleştirilerek itfa etmeye başlanılan tutarın tamamen itfa edilmesinden evvel şirketinize bir bedel karşılığı devrolunması durumunda,  devir bedelinin eklenmesiyle bulunan tutar üzerinden amortisman ayrılmaya devam edilmesi

 

            gerekmektedir.

 

            Faydalı ömrü 50 yıl ve amortisman oranı %2 olan bir binanın finansal kiralama yöntemiyle 10 yıllığına kiralanmış olduğu bir durumda konu aşağıdaki şekilde örneklendirilebilir:

            -Binanın kullanma hakkı 1.000.000 TL üzerinden aktifleştirilmiş ve kiralama süresince (1.000.000 TL x %2 x 10 yıl=) 200.000 TL amortisman ayrılmıştır.

            -Söz konusu binanın, finansal kiralama süresi sonunda sözleşme gereği 50.000 TL bedelle devir alınmış olduğu durumda Haklar hesabındaki tutar (1.000.000 TL) ve devir bedelinin (50.000 TL) toplamı (1.050.000 TL) Binalar hesabına kaydedilecek; bu binaya ilişkin maddi olmayan duran varlıklarda yer alan birikmiş amortisman tutarı toplamı (200.000 TL) ise maddi duran varlıklara ilişkin birikmiş amortismanlar hesabına devredilecektir.

            -Söz konusu binaya 11. yıldan başlayarak 21.250 TL amortisman ayrılabilecektir. (1.000.000 TL x %2=20.000 TL ve maliyete eklenen devir bedeli için binanın kalan ömrüne göre belirlenen oran ve süreye göre hesaplanan tutar 50.000 TL x %2,5=1.250 TL)

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 16 21.01.2016
Temlikli olarak düzenlenen fatura tutarlarının tutulacak defterlerin tayininde dikkate alınıp alınmayacağı. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

ÇORUM VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü
Sayı
:
76071283-105-180[2015-5]-1
21/01/2016

Konu
:
Temlikli olarak düzenlenen fatura tutarlarının   tutulacak defterlerin tayininde dikkate alınıp alınmayacağı.


 İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ek dilekçenizin tetkikinden; cep telefonu alım satımlarınıza ilişkin olarak faturaların temlikli olarak düzenlendiğinden bahisle, temlikli olarak düzenlenen bu fatura tutarlarının tutacağınız defterin tayininde dikkate alınıp alınmayacağı hususunda Defterdarlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176 ncı maddesinde tüccarlar defter tutma bakımından iki sınıfa ayrılmış, I inci sınıf tüccarların bilanço esasına göre, II nci sınıf tüccarların işletme hesabı esasına göre defter tutacakları hüküm altına alınmıştır.

            Mezkur Kanunun 177 nci maddesinde ise, "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler:

            1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı (1/1/2016 tarihinden itibaren) 168.000 lirayı veya satışlarının tutarı (1/1/2016 tarihinden itibaren) 230.000 lirayı aşanlar,

            2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı (1/1/2016 tarihinden itibaren) 90.000 lirayı aşanlar;

            3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı (1/1/2016 tarihinden itibaren) 168.000 lirayı aşanlar; …" hükmü yer almaktadır.

            Maddede yazılı olan hadler 2016 takvim yılında tutulacak defterler tayininde dikkate alınacak olan hadlerdir. Diğer bir ifadeyle, 2015 yılı alım, satım veya gayrisafi iş hasılatı ile karşılaştırılacak olan ve Kanunun sınıf değiştirmeye ilişkin hükümleri ile birlikte dikkate alınacak hadlerdir.

            Aynı Kanunun 180 inci maddesinde; "b) (II) nciden (I) inciye geçiş: İş hacmi bakımından II nci sınıfa dahil tüccarların durumları aşağıda yazılı şartlara uyduğu takdirde bunlar bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak I inci sınıfa geçerler.

            1. Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerden %20'yi aşan bir nispette fazla olursa veya,

            2. Arka arkaya 2 dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran %20'ye kadar bir fazlalık gösterirse." hükmü bulunmaktadır.

            Öte yandan, Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde, fatura, "satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika" şeklinde tanımlanmıştır. Hükümden anlaşılacağı üzere fatura, satılan emtia veya yapılan işe ilişkin bedelin ödenmiş olup olmadığına bakılmaksızın düzenlenmesi zorunlu olan tahakkuka ilişkin bir belgedir.

            Bu itibarla, düzenlenen fatura üzerine temlikli olduğuna ilişkin şerh düşülmesinin Vergi Usul Kanununa göre tutulacak defterin tayini bakımından bir önemi bulunmamakta olup söz konusu fatura tutarları da dahil olmak üzere Kanunun 177 nci ve 180 nci maddeleri dikkate alınarak 2016 takvim yılında tutulacak defter belli edilmelidir.

            Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

 
Yazdır 17 08.01.2016
Serbest meslek erbabının yapacağı özel inşaatın vergilendirilmesi, belge düzeni ve beyanı hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Sayı
:
11395140-105[262-2012/VUK-1- . . .]-1776
08/01/2016

Konu
:
Serbest meslek erbabının yapacağı özel inşaata ilişkin   belge düzeni ve beyanı hk.


 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; serbest meslek mensubu olduğunuzu, adınıza kayıtlı arsanız üzerine, 6 daire ve 2 dükkandan oluşan özel inşaat yapacağınızı dairelerden bir kısmını ve dükkanları satacağınızı belirterek söz konusu malzeme giderlerine ilişkin giderlerin serbest meslek kazancının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı, KDV tutarlarının tek bir beyannamede beyan edilip edilmeyeceği, KDV ödemelerinin inşaat maliyetine eklenip eklenmeyeceği ile inşaat bitiminde dairelerin maliyet bedeli üzerinden mi yoksa emsal bedel üzerinden mi faturalandırılması gerektiği hususlarında Başkanlığımız görüşleri talep edilmektedir.

 

            I-GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

 

          193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazancın ticari kazanç olduğu belirtilmiş, bu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde ise gayrimenkullerin alım satım ve inşa işleri ile devamlı uğraşanların bu işlerden elde ettikleri kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.

            Anılan Kanunun 38 inci maddesinde; "Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

            1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

           

            2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur ... " hükmü yer almış olup, 39 uncu maddesinde de, "İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki müspet farktır.

            (Elde edilen hasılat, tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları; giderler ise, tediye olunan ve borçlanılan meblağları ifade eder.)

            Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur." hükümlerine yer verilmiştir.

            Ticari faaliyet bir tür emek sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin ticari faaliyet olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak bir faaliyetin ticari faaliyet sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

            Özel inşaat olarak adlandırılan organizasyonlarda, bu organizasyonu üstlenen kişinin organizasyon kapsamındaki faaliyetleri inşaatın yapımına ve organizasyona ilişkin her türlü işlerden (işçi ve usta temini, malzeme alımı, her türlü ödeme ve tahsilat vb.) meydana gelmektedir.

            Özel inşaat yapımında gayrimenkullerin şahsi ihtiyaç kapsam ve sınırlarını aşması ve ticari organizasyonun şekli ve maddi unsurlarının açıkça bulunması yapılan faaliyetin ticari sayılması için yeterlidir. Dolayısıyla, şahsi ihtiyaç kapsam ve sınırlarını aşan konut inşaatı ile işyeri inşaatının ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun 65 ve 66 ncı maddelerinde, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı, serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenlerin, serbest meslek erbabı olduğu, serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılmasının bu vasfı değiştirmeyeceği hükme bağlanmış olup, "Mesleki giderler" başlıklı 68 inci maddesinde de serbest meslek kazancının tespitinde indirilecek giderlere yer verilmiştir.

            Anılan Kanunun "Gelirin Toplanması ve Beyan" başlıklı 85 inci maddesinde ise, "Mükellefler, ikinci maddede yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için bu kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bu kanuna göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinde kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. ... " hükmü yer almaktadır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, serbest meslek faaliyetinizin yanı sıra adınıza kayıtlı arsa üzerine yapacağınız şahsi ihtiyaç kapsam ve sınırlarını aşan özel inşaat ticari faaliyet kapsamında olduğundan söz konusu faaliyetinizin Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanca ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmekte olup, inşaat faaliyetinizin serbest meslek faaliyetiniz ile ilişkilendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

            Dolayısıyla, inşaat faaliyetiniz dolayısıyla yapacağınız harcamaların serbest meslek kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün olmayıp, Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümleri çerçevesinde tespit edilecek ticari kazancınız ile serbest meslek kazancınızın yıllık gelir vergisi beyannamesinin ilgili bölümlerinde ayrı ayrı gösterilmek suretiyle beyan edilmesi gerektiği tabiidir.

            II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN:

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 262 nci maddesinde; maliyet bedelinin, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade edeceği,

            269 uncu maddesinde, iktisadi işletmelere dâhil bilumum gayrimenkullerin maliyet bedeli ile değerleneceği,

            270 inci maddesinde ise gayrimenkullerde maliyet bedeline, satın alma bedelinden başka, makine ve tesisatta gümrük vergileri, nakliye ve montaj giderleri ile mevcut bir binanın satın alınarak yıkılmasından ve arsanın tesviyesinden mütevellit giderlerin gireceği, ayrıca noter, mahkeme, kıymet takdiri, komisyon ve tellaliye giderleri ile emlak alım ve özel tüketim vergilerinin maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükelleflerin serbest oldukları,

            271 inci maddesinde de, inşa edilen binalarda ve gemilerde, imal edilen makine ve tesisatta, bunların inşa ve imal giderlerinin, satın alma bedeli yerine geçeceği,

            hüküm altına alınmıştır.

            Aynı Kanunun 267 nci maddesinde ise emsal bedelin, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değer olduğu belirtilmektedir.

            Buna göre;

            Şahsınız adına kayıtlı arsa üzerine yapmış olduğunuz inşaat faaliyetiniz ticari faaliyet kapsamında değerlendirildiğinden inşaata ilişkin tüm gelir ve giderlerinizi ticari faaliyetiniz için tasdik ettirilen deftere kaydetmeniz, daire ve dükkanları, inşaatların tamamlandığı tarih itibariyle maliyet bedeli ile değerleyerek kayıtlarınıza almanız ve Vergi Usul Kanununun 270 ve 271 inci maddelerinde belirtilen giderlerden ihtiyari olanlar dışındakileri, daire ve dükkanların maliyetine ilave etmeniz gerekmektedir.

            Diğer taraftan ticari işletmenizin kayıtlarında yer alan daire ve dükkanları işletmenizden çekerek şahsınıza devretmek istemeniz durumunda her bir daire ve dükkan için şahsınız adına emsal bedelinden düşük olmamak üzere tespit edilecek bedel üzerinden fatura düzenlemeniz gerekmektedir.

            Ayrıca daire veya dükkanların üçüncü kişilere satılması durumunda gerçek satış bedeli üzerinden tarafınızca fatura düzenlenmesi gerektiği tabiidir.

 

            III-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

 

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun; 1/1 inci maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetlerin,

           

            1/3-f maddesinde, Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemlerinin KDV'ye tabi olduğu,

 

            2/1 inci maddesinde, teslimin; bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu, 8/a maddesinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanların KDV'nin mükellefi olduğu,

 

            10/a maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde malın teslimi veya hizmetin yapılması anında, 10/b maddesinde, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura ve benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geleceği,

 

            27/1 inci maddesinde, bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin mal, menfaat, hizmet gibi, paradan başka değerler olması halinde verginin matrahının işlemin mahiyetine göre emsal bedeli veya emsal ücreti olacağı,

 

            29/2 nci maddesinde, indirimli orana tabi teslim ve hizmetler nedeniyle yüklenilen işlemin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirim yoluyla telafi edilemeyen vergilerden tutarı ilgili yıl için Bakanlar Kurulunca belirlenen sınırı aşan kısmının yılı içerisinde mahsuben, izleyen yıl içerisinde talep edilmesi kaydıyla nakden veya mahsuben iade edileceği,

 

            29/3 üncü maddesinde ise, indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği

 

            hükme bağlanmıştır.

 

            Buna göre, serbest meslek faaliyetinde bulunuyor olmanız ve adınıza kayıtlı arsa üzerine yaptırdığınız özel inşaat, ticari faaliyet kapsamında olduğundan KDV yönünden mükellefiyet tesis ettirmeniz ve bu çerçevede inşa edilen konutlar ile işyerlerinin tesliminde söz konusu taşınmazlar için belirlenen oranlarda hesaplanan KDV'nin, tarafınızca mükellef sıfatıyla beyan edilip ödenmesi gerekmektedir.

           

            Ayrıca, bahsi geçen taşınmazların işlem tarihindeki (tarafınıza fatura edildiği tarihteki) Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit olunacak emsal bedelinden düşük olmamak üzere tespit edilecek bedeli üzerinden KDV hesaplanması ve hesaplanan bu KDV'nin işlemin gerçekleştiği dönem KDV beyannamesi ile beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.

 

            Öte yandan, tarafınızca gerçekleştirilen söz konusu ticari faaliyetlere ilişkin teslim ve hizmetler için ayrı bir KDV beyannamesi vermeniz söz konusu olmayıp bu teslim ve hizmetlerin de serbest meslek faaliyeti dolayısıyla verdiğiniz KDV beyannamesine dahil edeceğiniz tabiidir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 
Yazdır 18 10.02.2016
Elektrik tüketimlerinin faturalandırma işleminin farklı endeksör cihazları ile yapılması durumunda, ayırt edici bilgilere yer verilmek suretiyle her bir cihazda ayrı seri ve sıra numarası takip edecek şekilde fatura kullanılması hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Sayı
:
11395140-105[229-2012/VUK-1- . . .]--10988
10/02/2016

Konu
:
Elektrik tüketimlerinin faturalandırma işleminin   farklı endeksör cihazları ile yapılması durumunda, ayırt edici bilgilere yer   verilmek suretiyle her bir cihazda ayrı seri ve sıra numarası takip edecek   şekilde fatura kullanılması hk.


İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği doğrultusunda, OSB'nin sevk ve idaresi ile ilgili işleri yaptığınızı, ayrıca bölgede elektrik dağıtım, bakım ve onarımı işleri ile de iştigal ettiğinizi, elektrik dağıtım faaliyetiyle ilgili olarak yaklaşık ... adet işyerinin elektrik sayaçlarının okunarak tüketimleri endeksör cihazından anında düzenlenen fatura ile belgelendirdiğinizi belirterek, her bir endeksör cihazından üretilen faturalarda özel işaretle veya kodla seri tefrikine gerek olup olmadığı, şayet özel işaretleme yapılacaksa nasıl yapılacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.

          

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hükme bağlanmıştır.

          

            Mezkûr Kanunun 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış, 230 uncu maddesinde faturada en az faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası; faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve vergi kimlik numarası; müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve vergi kimlik numarası; malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı; satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası bilgilerinin yer alması gerektiği, 231 nci maddesinin birinci bendinde faturanın sıra numarası dâhilinde teselsül ettirileceği, aynı müessesenin muhtelif şube ve kısımlarında her biri aynı numara ile başlamak üzere ayrı ayrı fatura kullanıldığı takdirde bu faturalara şube ve kısımlarına göre şube veya kısmın isimlerinin yazılması veya özel işaretle seri tefriki yapılmasının mecburi olduğu hüküm altına alınmıştır.

             

            Yukarıda yer verilen açıklamalardan da anlaşılacağı üzere faturaların seri ve sıra numarası takip edecek şekilde kullanılması gerekmektedir. Bununla birlikte faturalandırma işlemini farklı endeksör cihazları ile yapmanız durumunda, bu cihazlara ait ayırt edici bilgilere de yer verilmek suretiyle her bir cihazda ayrı seri ve sıra numarası takip edecek şekilde fatura bastırılarak kullanılması mümkün bulunmaktadır.

             
            Bilgi   edinilmesini rica ederim.


 
Yazdır 19 01.12.2015
Belediyeden tahsil edilemeyen alacak için şüpheli alacak veya değersiz alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ   DAİRESİ BAŞKANLIĞI

MÜKELLEF   HİZMETLERİ USUL GRUP MÜDÜRLÜĞÜ
Sayı
:
11395140-105[323-2015/VUK1-19381]-99327
01/12/2015

Konu
:
Belediyeden tahsil edilemeyen alacak için şüpheli   alacak veya değersiz alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı.


 İlgi özelge talep formunuz ile kurumunuzdan alınan ek bilgi ve belgelerden;

            - … Belediyesi ile ... tarihinde ... - ... tarihleri arasında katı atıkların toplanması, taşınması ve süpürülmesi işi için sözleşme imzaladığınız, sözleşme kapsamında verilen hizmetler için aylık hakedişler ile şirketiniz tarafından faturaların düzenlendiği,

            - 06.12.2012 tarihli Resmi Gazete yayımlanan 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca ... tarihinden sonra ... Belediyesi sorumluğundaki bazı yerlerin ... Belediyesine katıldığı,

            - Şirketinizce, … Belediyesine katılan yerlerde mezkûr sözleşme kapsamında hizmetlerin yürütüldüğü ifade edilmekle beraber, … Belediyesinin hali hazırda kendileri ile sözleşmesi bulunan firmayla hizmetin devamı yönünde karar aldığı ve uyguladığı, konu ile ilgili olarak … Valiliği ile Büyükşehir Belediyesi ile de yazışmalar yapıldığı,

            - Katılan yerlerle ilgili olarak hakedişin … Belediyesine düzenlenmekle beraber bu belediyece onaylanmadığı, ... tarihinde düzenlenen faturanın anılan Belediyeye gönderildiği,

            - Söz konusu fatura ile ilgili olarak icra takibinde bulunulduğu, … Belediyesinin itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği belirtilerek

            söz konusu alacak için karşılık ayrılıp ayrılamayacağı ile değersiz alacak olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Şüpheli alacaklar" başlıklı 323 üncü maddesinde,

            "Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

            1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

            2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;

            Şüpheli alacak sayılır.

            Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

            Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

            Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.",

            "Değersiz alacaklar" başlıklı 322 nci maddesinde ise "Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar, değersiz alacaktır.

            Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler.

            İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler."

            hükmüne yer verilmiştir.

            Yukarıda verilen hükümlere göre, şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi veya değersiz alacak olarak doğrudan zarar yazılabilmesi için ortada bir alacak söz konusu olmalı ve alacak, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili bulunmalıdır. Başka bir ifadeyle, alacak, işletme faaliyetleriyle ilgili olmalı, ticari ve zirai, kazancın normal gerekleri çerçevesinde doğmalıdır.

            Diğer taraftan, borcu sona erdiren sebeplerden birisi imkânsızlıktır. Sözleşmenin kurulması sırasında ortaya çıkan imkânsızlığa başlangıçtaki imkânsızlık; sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlığa ise sonraki imkânsızlık denir. Başlangıçtaki objektif imkânsızlık, sözleşmenin batıl olmasına neden olur. Sonraki imkânsızlık, şayet borçlunun kusurundan ileri geliyorsa kusurlu imkânsızlık, borçluya yükletilemeyen bir sebepten ileri geliyorsa kusursuz imkânsızlık ismini alır. İmkânsızlık bir borcun ifasının çeşitli sebeplerle (umulmayan hâl, kaza, zorlayıcı sebep vb.) mümkün olmamasıdır. İmkânsızlık nedeniyle asıl borç ve ona bağlı ikinci dereceden borçlar ortadan kalkar. İmkânsızlık kısmi veya tam olabilir.

            Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Ancak, taraflar sözleşmede, bir tarafın borcunun ifası kusuru bulunmaksızın imkânsızlaşsa bile diğer tarafın kendi borcunu ifa edeceğini, önceden ifa etmişse geri alamayacağını kararlaştırabilir.

            Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.

            Somut olayda, … Belediyesi ile şirketiniz arasında ... tarihinde ... - ...  tarihleri arasında katı atıkların toplanması, taşınması ve süpürülmesi işi için iki tarafa borç yükleyen sözleşme imzalandığı, 06.12.2012 tarihli Resmi Gazete yayımlanan 6360 sayılı Kanun uyarınca 30.03.2014 tarihinden sonra … Belediyesi sorumluğunda olup sözleşme kapsamındaki bazı yerlerin … Belediyesine katıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 30.03.2014 tarihinden sonrası için … Belediyesine katılan yerler bakımından imkânsızlık hali ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda anılan yerler bakımından, sözleşmede ayrıksı hüküm bulunmamak şartıyla imkânsızlık nedeniyle şirketinizin sözleşme kapsamındaki borcunun ortadan kalktığı söylenebilir. Aynı yerler bakımından hizmet sunumu ile ilgili olarak … Belediyesi ile şirketiniz arasında akdedilmiş bir sözleşmenin olmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. 

            Özelge talebinize konu olayda şirketinizce … Belediyesine hizmet verildiği ve dolayısıyla bir alacağınızın olduğu ifade edilmekle birlikte, … Belediyesi, … Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, … Belediyesi yazışmalarında hizmet ifasının gerçekleşmesi ve kabulü yönünde bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi, … Belediyesi, 30.03.2014 tarih ve 24.00 itibarıyla sorumluluğuna geçen mahallelerde şirketinizin çalışma yürütmesinin yasal olmadığını belirtmiş ve hakedişi de kabul etmemiştir.

            Buna göre; mevcut aşama itibarıyla şirketinizin faaliyetiyle ilgili bir hizmet ve/veya alacağın varlığı hususları belirsiz olduğundan konunun Vergi Usul Kanununun alacaklarda amortisman müessesesi (şüpheli alacak karşılığı / değersiz alacak) çerçevesinde değerlendirilebilmesi mümkün değildir.

            Bilgi edinilmesine ve gereğini rica ederim.

 
Yazdır 20 10.02.2016
Vekalet ücretlerinde serbest meslek makbuzunun kimin adına ve nasıl düzenleneceği. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

MÜKELLEF   HİZMETLERİ USUL GRUP MÜDÜRLÜĞÜ
Sayı
:
11395140-105[236-2015/VUK-1-18922]-11024
10/02/2016

Konu
:
Vekalet ücretlerinde serbest meslek makbuzunun kimin   adına ve nasıl düzenleneceği.


İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; avukatlık faaliyetiyle iştigal ettiğinizi belirterek davalı kurum aleyhine Vergi Mahkemelerinde açılan ve kazanılan davalarla ilgili icra dairelerince borçludan alınarak tarafınıza ödenen vekalet ücretlerine ilişkin serbest meslek makbuzunu kimin adına düzenleyeceğiniz hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasındaki "Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir." hükmü uyarınca vergi sistemimiz mükelleflerin mal teslimi, hizmet ifası ve diğer muameleler sebebiyle bir vesika düzenlenmesini benimsemiştir. Buna göre, söz konusu işlemlerin mezkûr Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerden herhangi birisi ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

 

            Aynı Kanunun 236 ncı maddesinde, serbest meslek erbabının mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşterinin de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

 

            Öte yandan, konuyla ilgili olarak yayımlanan 375 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde, icra dairelerince borçludan alınarak müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen avukatlık (vekalet) ücretlerinin avukata ödendiği anda, avukat tarafından borçlu adına en az iki nüsha serbest meslek makbuzu düzenleneceği ve bir nüshasının ödemeyi yapan memura verileceği açıklamalarına yer verilmiştir.

 

            Buna göre, dava sonunda mahkeme ilamına göre borçludan alınarak icra dairelerince müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen avukatlık (vekalet) ücretlerinin icra dairesince avukata ödendiği anda, avukat tarafından borçlu adına en az iki nüsha serbest meslek makbuzu düzenlenmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, vekalet ücretinin davayı kazanan tarafından, borçludan tahsil edilerek kendisini temsil eden avukata intikal ettirilmesi durumunda ise genel hükümler çerçevesinde avukatların davayı kazananlar adına serbest meslek makbuzu düzenlemeleri gerektiği tabiidir.

 
            Bilgi   edinilmesini rica ederim.   


 
Yazdır 

HARÇLAR KANUNU Tarih Açıklama GİB'de Yayım Dönemi
1 17.02.2016
Riskli yapı şerhi bulunan parsel ile riskli yapı şerhi bulunmayan parselin tevhit edilmesi işleminde harç istisnası uygulanıp uygulanmayacağı hk. Mart 2016

Yazdır 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

MUĞLA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü
Sayı
:
96620903-140[57/15-12]-13
17/02/2016

Konu
:
Riskli yapı şerhi bulunan taşınmaz ile diğer parselin tevhid işleminde ve cins değişikliğinde harç alınıp alınmayacağı.


  İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden, …. İli, … İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel no.lu taşınmaz üzerinde riskli yapı şerhi bulunduğu ve … ada … parselle tevhidinin istenildiği belirtilerek, tevhit işleminin harçtan muaf olup olmadığı, muafiyetin sadece riskli yapı şerhi bulunan parselle mi ilgili olduğu yoksa söz konusu parselin tevhit edildiği parseli de kapsayıp kapsamadığı, tevhit işleminden sonra riskli yapının yıkılması nedeniyle yapılacak cins değişikliği işleminin de harçtan muaf olup olmadığı hususlarında görüş sorulduğu anlaşılmaktadır.

 

            492 sayılı Harçlar Kanununun 57 nci maddesinde, tapu ve kadastro işlemlerinden bu Kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanların tapu ve kadastro harçlarına tabi olduğu; Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin, I-13/a fıkrasında, arsa ve arazi üzerine inşa olunacak bina vesair tesislerin tescilinde (Her bir bağımsız bölüm vesair tesis için); I-13/c fıkrasında ise (a) fıkrası dışında kalan her nevi cins ve kayıt tashihinde (her bir işlem için) maktu tutarda tapu harcı aranılacağı; aynı tarifenin I-6/a fıkrasında, ifraz veya taksim veya birleştirme işlemlerinde kayıtlı değerler üzerinden binde 11,38 harç alınacağı hükme bağlanmıştır.

 

            Harçlar Kanununun 123 üncü maddesinin birinci fıkrasında, özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

            6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun, 1 inci maddesinde, bu Kanunun amacının; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasların belirlenmesi olduğu; 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazlarda daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyetinin, ilgililerin muvafakatleri aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce resen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edileceği, bu taşınmazların sicilinde bulunan taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerhin, hisseler üzerinde devam edeceği, bu şekilde belirlenen uygulama alanında cins değişikliği, tevhit ve ifraz işlemlerinin Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılacağı veya yaptırılacağı; 7 nci maddesinin 9 uncu fıkrasında, bu Kanun uyarınca yapılacak olan işlem, sözleşme, devir ve tesciller ile uygulamaların, noter harcı, tapu harcı, belediyelerce alınan harçlar, damga vergisi, veraset ve intikal vergisi, döner sermaye ücreti ve diğer ücretlerden; kullandırılan krediler sebebiyle lehe alınacak paraların ise banka ve sigorta muameleleri vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmıştır.

 

            Buna göre… İli, … İlçesi, … Mahallesi, … adada yer alan ve  riskli yapı şerhi bulunan 4 parsel no.lu taşınmazın aynı adada bulunan ve riskli yapı şerhi olmayan 2 parsel no.lu taşınmaz ile tapuda tevhit edilmesi işleminde, sadece 4 no.lu parsele isabet eden kısma 6306 sayılı Kanun kapsamında tapu harcı istisnası uygulanması mümkün bulunmaktadır.

 

            Diğer taraftan, … adada bulunan 2 ve 4 no'lu parsellerin tevhit edilmesinden sonra yeni oluşacak parselde bulunan ve 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olarak tespit edilmiş olan yapının yıkılması üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığının talebine istinaden ilgili tapu müdürlüğünce re'sen yapılacak cins değişikliği işleminden harç aranılmaması gerekmektedir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

 

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 
Yazdır 2 04.02.2016
Serbest meslek erbabının aynı zamanda proje ihalesi, inşaat vb. gibi işlerle uğraşması halinde vergisel açıdan yükümlülükleri Mart 2016

Yazdır 

T.C.

DÜZCE VALİLİĞİ

Defterdarlık   Gelir Müdürlüğü
Sayı
:
13334133-VUK-05-3
04/02/2016

Konu
:
Serbest meslek erbabının aynı zamanda proje ihalesi,   inşaat vb. gibi işlerle uğraşması halinde vergisel açıdan   yükümlülükleri 
 


İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun tetkiki sonucunda; … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numarasında peyzaj mimarlığı faaliyetinden dolayı kayıtlı mükellef olduğunuz, … tarihinden itibaren peyzaj mimari danışmanlık faaliyetine başladığınız ve faaliyetinizle ilgili serbest kazanç defteri tasdik ettirdiğiniz, bu faaliyetlerinizin yanı sıra şehir ve bölge planlama, yer yüzeylerinin araştırılması ve harita yapımına ilişkin mühendislik faaliyetleri, jeolojik ve jeofizikle ilgili mühendislik faaliyetleri, çevre düzenlemesi ve bakımı ile peyzaj projelerinin uygulanması (proje ihalesi ile inşaat vb.) işleri yapacağınız ve peyzaj mimarlığı faaliyetiniz dışında diğer faaliyetlerinizle ilgili olarak yevmiye, defteri kebir ve envanter defteri tasdik ettirdiğiniz belirtilerek yukarıda belirtilen faaliyetler için hangi belgelerin düzenleneceği, serbest meslek makbuzlarının yevmiye ve defteri kebir defterlerine kayıt edilip edilemeyeceği, kayıt edilmesi halinde serbest meslek kazanç defteri tasdik ettirmek zorunluluğu bulunup bulunmadığı hususlarında Defterdarlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.

 

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 nci maddesinde; "Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

 

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır..." hükmüne yer verilmiştir.

 

            Aynı Kanunun 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde; "Bizzat serbest meslek erbabı tarifine girmemekle beraber serbest meslek erbabını bir araya getirerek teşkilat kurmak veya bunlara sermaye temin etmek suretiyle veya sair suretlerle serbest meslek kazancından hisse alanlar;" serbest meslek erbabı olarak sayılmaktadır.

 

            Öte yandan, aynı Kanunun 37 nci maddesinde ise "Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır." hükmü yer almaktadır. Ticari kazançlar esas itibariyle sermaye-emek karışımı bir kaynağa bağlı olarak doğarlar. Bu kaynağa bağlı olarak devamlı bir organizasyona dayanan her türlü faaliyet ticari faaliyettir. Serbest meslek faaliyetinin ticari bir organizasyon içinde yapılması sağlanan gelirin yapısını değiştirmez. Sadece, elde edenler yönünden ticari kazanç sayılmasını gerektirir ve ticari kazanca ait esas ve hükümlere tabidir.

 

            Bu hükümlere göre, mühendislik, müşavirlik, eğitim, danışmanlık faaliyetinden elde edilen kazancın serbest meslek kazancı olarak vergilendirilmesi ve serbest meslek mükellefiyetinin tesis edilmesi gerekmektedir.

 

            Ayrıca, verilen serbest meslek hizmeti nedeniyle elde edilen gelirden, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi uyarınca, yürürlükte bulunan oran üzerinden tevkifat yapılacağı tabiidir.

 

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasına göre Kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburi olduğundan, ticaret erbabınca 229 uncu maddesine göre satılan emtia veya yapılan iş karşılığında, müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere müşteriye ticari bir vesika olarak fatura düzenlenmesi, 177 nci maddede 6 bent halinde sayılan şartlardan birini taşıması halinde bilanço esasına göre, aksi takdirde işletme hesabı esasına göre defter tutulması gerekmektedir.

 

            Mezkur Kanunun, 172 nci maddesinde, serbest meslek erbabına defter tutma mecburiyeti getirilmiş, 210 uncu maddesinde de serbest meslek erbabının serbest meslek kazanç defteri tutacağı hüküm altına alınmış, 236 ncı maddesinde ise serbest meslek erbabının, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşterinin de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetinde olduğu hükme bağlanmıştır.

 

            Yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalara göre;

 

            - Mimarlık faaliyetinden elde edilen kazancın serbest meslek kazancı olarak vergilendirilmesi ve serbest meslek mükellefiyeti tesis edilmesi gerekeceğinden, bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerinizi serbest meslek makbuzu ile belgelendirilmeniz ve bu faaliyetle ilgili olarak serbest meslek kazanç defteri tasdik ettirerek kullanmanız,

 

            - Peyzaj mimarlığı dışında kalan ve ticari bir organizasyon çerçevesinde yürütülen diğer faaliyetlerinizden (taahhüt ve inşaat, çevre düzenlemesi bakımı vb.) elde edilen kazancın ise ticari kazanç olarak vergilendirilmesi ve bu faaliyetleriniz nedeniyle hakkınızda ticari kazanç yönünden mükellefiyet tesis edilmesi gerekeceğinden, bu faaliyetinizle ilgili olarak fatura düzenlemeniz ve 177 nci maddede 6 bent halinde sayılan şartlardan birini taşımanız halinde bilanço esasına göre, aksi takdirde işletme hesabı esasına göre defter tutmanız

 

            gerekmektedir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ =}  BLOG1:Sosyal Güvenlik (SGK) Mesleki Paylaşım Platformu
                                                 BLOG 2: VERGİ, SGK VE KANUN HABERLERİ 
                                                 VE YENİ SİTEM http://www.vergivekanunlar.com/



ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ =}  BLOG1:Sosyal Güvenlik (SGK) Mesleki Paylaşım Platformu
                                                 BLOG 2: VERGİ, SGK VE KANUN HABERLERİ 
                                                 VE YENİ SİTEM http://www.vergivekanunlar.com/



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog Arşivi